sozluk-7Malumunuz, artık ilkbahardan yaza doğru açılan kapı göründü. Mayıs ayının üçte birlik kısmı neredeyse bitti. Öğrencilerin teslim etmesi gereken projesi, ödevleri daha da önemlisi finalleri iyice yakına geldi. Şaka gibi, ama Bilkent’te dördüncü, bölümde üçüncü senem bitiyor. Artık okulun bitmesine 1 yıl kaldığını iyice hisseder oldum. Bu yüzden de kafam hâlâ karışık. Ne yapmak istediğime bir karar veremezken, askerliğin uzayacağı haberi gündemimizi sarstı. Lafı fazla uzatmadan, bu dönemdeki sözlüğümüzü okuyalım.

Bahar Şenliği: Hemen hemen tüm üniversitelerde benzer tarihlerde (Bilkent’te 7-8-9 Mayıs) gençlerin şen olma girişimi. Yüksek sesle müzik zaten olmazsa olmazı bu şenliklerin. Bunca yıllık Bilkent yaşantımda sadece Ranger’a binecek arkadaşlarımız için gitmiştim şenlik alanına. Bu sene de bir arkadaşımın Langırt oynama aşkı yüzünden epeyce sık gidiyoruz :D Bahar şenliği iyidir hoştur, ama her tarafta içki içilmesi beni çok rahatsız ediyor. Yasak olmasına karşın yapılması zaten kötü, fakat daha kötüsü o garip kokusu. Bilkent’te, güvenlik görevlileri bu sene iyi iş çıkardılar. Şenlik alanına giren kişilerin poşetlerini kontrol ettiler felan. Ama genç arkadaşlarımız da az değil, starbucks bardaklarına doldurup girmişler. Ama hatırlatmalıyım ki, üniversite sınırıları içinde içki içerken yakalanmak akademik bir suç. Eğer içmezseniz ölmüyorsanız içmeyiverin, kardeş kardeş halay çekelim. Neyse ya, konu dağıldı.

İçki: Konusu açılmışken birşey demek istiyorum. Yukarıdan da anlaşılacağı üzere içkiyi sevmem, hiç içmedim, içmeyi de düşünmüyorum. Ama içen içer, ben kimseye birşey demiyorum, yanlış anlaşılmasın. İçki içen insanla, içmeyen insan arasında bir ayrım yapmıyorum. Zaten iki yıllık yazı yaşamımda benzer şeyi sıkça söyledim: İnsanlara, insan oldukları için değer veriyorum. Ama geçenlerde bir arkadaşım, eğer içki içmiyorsam çalışma hayatımda terfi almamın zor olduğunu, başlamam gerektiğini söyledi. Eğer içki içmiyorum diye terfi vermeyecek bir yerde çalışırsam çok zor durumda kalmışım demektir. Böyle bir yerde çalışmayı düşünmem. Özel sektörde insanın yaptığı işin kalitesinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Terfi vermeyecekler diye kendimi değiştirmem mantıklı mı yani? Böyle yaparsam benliğimi iyice kaybetmiş olmaz mıyım? Ben şahsen böyle alınacak terfinin, hiçbir şeye yaramayacağını düşünüyorum. Haksız mıyım?

Askerlik: Her 20 yaşını doldurmuş, sağlıklı Türk gencini beklediği gibi, benim de gelmemi heyecanla bekleyen müessese. Üniversite mezunlarının da süre/rütbe avantajlarının kaldırılmasıyla, herkesin 12 ay boyunca askerlik yapacağı söylendi. Okumaya bir ömür harcayıp, 12 ay boyunca askerlik yapmak, bu ülkenin üniversite bitirmiş gençlerine yazık etmektir diye düşünüyorum. Sadece 1 ay önce aldığımız dersteki şeyleri unutmaya başlıyoruz, 12 ay sonrasını bilemiyorum. Sinir bozucu bir durum.

Cumartesi: Haftanın en güzel günü. Ne yarın pazartesi olduğu için birşey yapmanız gerekiyor, ne de haftasonu için plan yapmanız. Çünkü bizzat haftasonu içinde bulunmuş, ve yapacağınız şeye çoktan başlamış oluyorsunuz. İlerde cumartesi günleri çalıştıran bir yerde çalışmak beni çok üzecek eminim, ama kendimi bu fikre alıştırmaya çalışıyorum :D Mesela ben bu cumartesi, öğlene kadar uyudum :) Tüm öğrencilere de uyumalarını salık veriyorum. Üzerinize çöreklenen projelerden, ödevlerden kurtulup, şöyle güzel bir uyku çekmek güzel olmaz mı? Bugün de hava çok güzel. Yatağınızdayken kendinizi bir otelde hayal edin. Ahh, işte aradığım huzur.

Etiketler: , , ,

Bu yazıyı paylaşın