Bir zamanlar aldığımız bir dersin asistanının sitesinde ilginç bir yazı vardı. O zamanlar anlamamışız, insan büyüdükçe daha iyi anlıyormuş. Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü kitabından;

Gündüz, ilerleme gibi görünen tekdüze bir süreçtir. Sabahın parlak ışıkları, akşam karanlığına dönüşürken, bize bir gelişme oluyormuş hissini verir – belli bir yönde ilerliyormuşuz gibi bir duygu. Zamanın yapay göreceliğini, nadiren durup düşünürüz. Her Allah’ın günü, gün boyunca aydınlıktan karanlığa geçiş bizi ayakta tutar. [...] Bizi ayakta tutan, ancak zamanın geçmesi ve gecenin sunduğu kurtuluş umududur. Çünkü, sonunda gece olacağını ve (gündüzle kıyaslarsak) dilediğimiz gibi davranma fırsatını elde edeceğimizi biliriz.

Kitaplar gece okunur. Sinema, tiyatro ve müzik gösterileri gece olur. Gece sarhoş oluruz, gece kumar oynarız [...]. Gün boyunca, üniversitede yapılan klinik tartışmaları, akşam üzeri dost toplantılarında görüşülen toplumsal konular, sonuç olarak gecenin karanlığı içinde çözümlenir. [...]

Geceleri aşık olur, birbirimize aşkımızı geceleri ilan ederiz. Gündüzler, bizi mantığımızı kullanmaya, kendi hapishanemize kapanmaya zorlar. Gün boyunca, baskı güçleri, aşkın özgürlüğüne karşı savaşır. Ancak gece bir daha aşık olur ve “seni seviyorum”, deriz. Gündüzleri söylenen “seni seviyorum”lar, geceye gönderme yaparlar.

bilkentten gece vakti ankara manzarasi

[...] “Yaşamın anlamı”, gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.

Bu yazıyı paylaşın