Sevgili günlük :) I need sleep

Ne zamandır böyle gece 5′lere kadar ders çalışmamıştım demek isterdim. Halbuki her hafta en az bir gece uyumuyorum, biliyor muydun. Zamanı verimli kullanmıyorum sonra da hep işler bir güne kalıyor. Sence bu normal mi? Diğer insanlar da işlerini son günlere mi bırakıyorlar, yoksa “ideal insan” cidden var mı? Hani işleri vakitlice yapanlar felan… Yarın sarhoş gibi gezeceğim okulda, bunu biliyorum, ama şu 490 projesinde de ilerlemem lazım. Hayat da, hep şu lazım, bu lazım derken geçiyor yahu.

Bizim Hüseyin hasta oldu. (Annecim korkma, ben iyiyim şimdilik :) ) Grip oldu sanırım ama domuz gribi değilmiş doktorun ona söylediğine göre. İlaç felan kullanıyor, ben de dikkat ediyorum elimi yıkarken. Ablama “sen ona anlat nasıl el yıkanacağını” demişsin ama için rahat olsun, odaya kolonya da aldık, steril bir ortam oluşturduk hehe. :D Hüseyin hasta olunca hiç çekilmiyor. Aslında hasta olmadan da çekilmiyor. Her gün “oğlum biz de hasta olucaz” deyip duruyordu, en sonunda hasta oldu, şimdi de “C vitamini” diye tutturdu. The Big Bang Theory izleyenler bilirler, Sheldon hasta olunca nasıl, Hüseyin de aynen öyle. Odadan kaçma planları yapıyorum :)

Geçen gün bizim bitirme projesiyle uğraşmak için Cabi’lere gitmiştim. (Hüseyin de o ara hasta olmuş. Bi gün odayı boş bırakmaya gelmiyo yahu.) Epeyce bir vakit proje için simulasyon modeli geliştirdikten sonra oyun oynayalım dedik. Ne özlemişim Age of Empires’ı ya :) Üstüne, ertesi sabah Ahmet de “Robot Arena 2″ diye bir oyun getirdi ki, akademik hayatım bitti o an. Epeyce bir saat de o oyunu oynadım. Sinir oluyorum bağımlılık yapan oyunlara ya. Ama artık oynamayacağım, şu işleri yoluna koyana kadar en azından.

Bir hafta kadar önce Enes’in doğumgünüydü. Hüseyin’e demiştim üzeri çikolata parçalı (bizim bildiklerimizden değil, böyle ince uzun şeritler) pasta almayalım diye. Siz de almayın. Zira onlardan doğumgünü pastası hiç olmuyor. Mübarek bir üfledi mumlara, üzerinde ne kadar çikolata varsa bizim bilgisayara, masaya fırladı. Hatta ne nefes varmış ki üzerinde muz parçaları vardı onlar da uçtu. Ne boğaz varmış be Enes, farkedememişiz :D

Haftanın asıl haberi Enes’in blog açması oldu sanırım. İsmini çok aradı mı bilmiyorum, ama “Agapimenafilos” adresini başka biri düşünemezdi ya. İsme bak, parola gibi. Benim blog şifrem bile bu kadar komplike değil. Ama site güzel, görücez bakalım neler yazacak. Hayırlı olsun yeğenim.

Geçen gün ablamlarla tiyatroya gittik, Akün Sahnesi’ndeki “Aç Sınıfın Laneti” adlı oyuna. Yapılan işe saygım var, ama oyun içerik olarak oldukça kötüydü. Amerikada yazılmış oyun, haliyle espriler, olaylar hep orayla alakalı. Biz saf saf izledik. “Bir yanlışın var sanırım ahbap” cümlesini duymak için mi gittik ya tiyatroya. Hani Amerika görmüş olsam birşeyler çağrıştırır ama.. Oyundaki tek hoş taraf bir kuzu oynuyordu. Çok da şirin birşeydi ya.

Bulutsuzluk Özlemi’nin “Rüzgar” adlı şarkısı çok hoş bu arada. Kaç gündür dinliyorum. Klibini de ilk defa havaalanında uçak saatini beklerken görmüştüm. İzlememişler için bir de link veriyorum tam buraya :)

Aslında şu yukarıda yazdıklarımdan 2-3 yazı çıkardı ama bu defalık böyle olsun. Tez zamanda tekrar görüşmek dileğiyle :)

Bu yazıyı paylaşın