Sertalp’in Kayıp Günleri – 1
Günlük Hayat 28 Temmuz 2009, Salı
Merhaba millet,
Bildiğiniz gibi uzun süredir yoktum. Anlatacak o kadar şey oldu ki şu olmadığım zamanda nereden başlasam bilemiyorum. 29 Haziran Pazartesi’nden itibaren 20 iş günü süreyle stajdaydım. Çok zevkli bir İstanbul ve Babaeski macerası yaşadım. Hepsini sırayla anlatacağım şimdi. Bu yazıyı yarın yazacaktım ama Haspam’ın ve Ahmet Kemal’in yorumu üzerine hemen yazıyorum.
İstanbul’a Metro’nun Trabzon-İstanbul arabasıyla geldim. Çift katlı Setra’ydı bindiğim otobüsün modeli. Tahmininiz üzerine ikinci kattaydım. Güzel bir yolculuktu, zira otobüste Wi-Fi vardı. Cep telefonumun wirelessı ile biraz internette gezindikten sonra aralıksız uyudum. İstanbul’a vardığımda Kağıthane’de beni Kenan karşıladı. Kenan, liseden arkadaşım. 3 sene boyunca yatılı okuduk beraber. Kendisi aynı zamanda emekli fizik olimpiyatçısı ve elektronik-haberleşme mühendisi adayıdır. İstanbul’da kaldığım süre boyunca onlardaydım. O ve arkadaşı Murat’la aynı odada kaldık, çok eğlendik, bol bol PES oynadık.
Mercedes’in Genel Merkezi’nin de bulunduğu TEM/Hadımköy çıkışındaydık. Daha önce dediğim gibi “Satın Alma” departmanında yaptım stajımı. Mülakatımda stajımı IT veya lojistik departmanımda yapmak istediğimi belirtmiştim. Ama kader ağlarını ördü ve satın almada yaptım. İşin açıkçası istediğim bir bölüm değildi, ama bu psikolojiden midir bilemiyorum departmanımdan memnun kalmadım. Kendimi ve çalışmamı gösterebileceğim bir departmanda stajımı yapmak istiyordum ama neredeyse faks çekmek dışında elle tutulur birşey yapamadan stajımı tamamladım. Stajla ilgili başka şeyleri belki sonra anlatırım, şimdi İstanbul gezintilerimden bahsedeyim.
Geldiğim gün (Pazar günü) dahil olmak üzere stajım boyunca birçok gün gezdim. İlk hafta sadece haftasonu gezmiştim ama staj temposuna alışınca staj çıkışı Beşiktaş-Mecidiyeköy-Kabataş gibi yerler uğrak mekanlarım oldu. Yaptığım şeyleri kısaca toparlıyorum burada;
- Mercedes servisinde giderken gözüm sürekli “Google İnternet Kafe” yazılı yere takıldı. Acaba google bu kafeye dava açar mı diye düşündüm 20 gün boyunca
- Bol bol sinemaya gittim; Transformers, Halk Düşmanı, Harry Potter ve ayrıca evde Melekler ve Şeytanları seyrettik.
- Takım elbiseli insanlara olan nefretim biraz daha arttı sanırım. İleride özel sektörde çalışacaksam büyük bir şirkette değil, mümkünse kendi kurduğum şirkette çalışmak istiyorum (en azından şimdilik).
- Üniversite sonunda ne yapacağıma kesin kesin karar verdim: Amerika’da master ve doktora yapacağım. Şimdilik üniversite araştırması yapıyorum. Muhtemel adaylar Purdue, Florida, Boston ve Houston.
- İstanbul’daki ilk günümde Enes beni Askeri Müze’ye götürdü. Bir mehter gösterisi izledik ki tüylerim diken diken oldu. İstanbul’a giden herkesin en az bir kere oraya gitmesi gerek. İsteyen olursa ben tekrar gidebilirim
- Kabataş / Fındıklı’da harika bir çay bahçesi var. Hemen boğaz kenarında ve mükemmel bir manzarası var. Uğrak mekanlarımızdan biri oldu şu kısacık İstanbul maceramda. Tavsiye edilir, özellikle bu güzel günlerde.
- İstanbul Üniversitesi’nin o meşhuuur kapısında fotoğraf çektim, çektirdim. Kendimi daha bir üniversiteli hissettim açıkçası. Hep resimlerden görürdüm, oranın önünde olmak da süperdi doğrusu.
- Süleymaniye Camii’nin yanındaki kurufasülyecilere de uğramak lazım.
- Stajdayken farkettim ki şu takım elbiseli şık insanlar, telefonda konuştuklarının ardından müthiş laflar ediyorlar. “Salak, gerizekalı” gibi kelimeler en basitlerinden.
- Sevgili arkadaşım Cabi’lerde bir gün kahvaltı yaptık. 5 kişi bir aradaydık, Ahmet, Cabi, Hüseyin, Enes ve ben. İstesek böyle denk gelmezdi sanırım. Yemekler de süperdi. Tekrar teşekkürler Cabi’cim.
- Bir gün de Kemerburgaz/Göktürk’te kaldım, Enes’lerde. Oradaki yemekler de süperdi. (Gördüğünüz üzere sürekli yemek yedim.
) Orada da güzel vakit geçirdik, çok eğlendik. Arkadaşlarla bir arada olmanın ve muhabbet etmenin keyfini çok az şey veriyor hayatta. - İlginç bir şey gördüm. Kemerburgaz’da “Kemer Country” adında bir yer var. Dolmuşlarda ise bu yer “Kemer Kantri” şeklinde yazıyor. Gülmekten koptum ya. Benzer bir şekilde Canpare adlı bisküviye “Kenpeyr” diyen birini de duydum bir arkadaştan. İlginç
- Kahve Dünyası’nın hayranı oldum. Özellikle Fondü’nün. 3 defa yedim, zaten severdim, şimdi daha çok seviyorum. Bana hediye olarak bir fondü takımı alabilirsiniz mesela
- Kadıköy’e gittim 3 defa. Kendime TOEFL ve GRE kitabı aldım. Nasipse bu Ekim ayında bu sınavlara gireceğim. Ayrıca KPSS de var başımızda.
- Stajımın son haftasına kadar tek stajyerdim. Son hafta Boğaziçi Endüstri’den Fatih geldi. Onla birlikte daha keyifliydi staj. Daha önce gelseymiş keşke dedim. Çok iyi anlaştık kısa zaman görüşmemize rağmen. Kitap konusunda çok derin birisi. Çok etkilendim ondan. Sahaflar çarşısına gidip 3 tane kitap aldım.
- Çok fotoğraf çektim. Hem de epey. Ayrıca yurtdışından gelecek bir arkadaş Canon PowerShot SX10 IS getirecek, onun da siparişini verdik. Çok heyecanlıyım şimdiden. Amerika’ya başvuru masraflarımı karşılamak için çektiğim güzel fotoğrafları çerçeveletip satmaya da karar verdim. Sevgili Bengi bana yardım edecek
Şimdiden teşekkürler. - Yıldız Parkı’na Cevahir’e, Kanyon’a, Sarıyer’e, Ortaköy’e gitme fırsatım oldu. Gidemediğim yerler için geri döneceğim! Bekleyin beni.
İşte şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Staj zamanım kısaca böyleydi, bir sonraki yazıda size Babaeski’den ve Avrupa tatilimden
bahsedeceğim. Umarım bu yazı sizi mutlu etmiştir. İstanbul’da çektiğim fotoğraflardan seçtiklerime buradan veya galeri kısmından ulaşabilirsiniz. Uzuuun yorumlarınız takdirle karşılanacaktır
Çok önemli not: Ben bu yazıyı yazdığım esnada mevcut yorum “1998″.
Ve 2000. yorumu yapacak kişiye güzel bir hediye düşünüyorum. Hadi bakalım
Etiketler: işte sabırsızlıkla beklediğiniz yazı, sertalp istanbulda kezban pariste


28 Temmuz 2009 Saat:22:49
İstanbul’a 20-25 defa gidesim geldi.Çok iyi vakit geçirmene sevindim.
28 Temmuz 2009 Saat:23:26
Ya ilk yorum yine bana kısmet olmadı ; ama sağlık olsun.Çok teşekkür ederim yorumlara karşılık, o yol yorgunluğuna rağmen bu güzel yazıyı yazdığın için.Yazmasaydın görürdün gerçi de “bir sürü haspam yorumu” . İyi ki yazmışsın ama ne kadar keyifli bir yazı oldu hem yarına kalsaydı unuturdun birkaç ayrıntıyı. (bir şekilde kıvırmam gerek.
)
Algıda saçmalık bu olsa gerek, kenpeyr’a çok güldüm ya, inanamıyorum. :)) Ben mi bir şey kaçırdım acaba?
Sen de şu takım elbiseleri ululaştıranlardan mısın yoksa, takım elbise giyince ister istemez “adam” zannediyoruz ya, yok hikâye onlar.
-bazıları için diyelim-
Bu arada sen 2000e, 1998e hediye veriyorsun ya, ben ilk yorum yazayım şu herhangi bir yazına, üşenmeden gidip kendime toblerone hediye edicim!
29 Temmuz 2009 Saat:00:14
şimdiiiii….
tebrikleeeer… ve geçmiş olsuuuun..
özlemiştik seni.. yolunu gözlüyorduk ne zaman gelecek diye..
Şimdi şunu belirtmek isterimki seni boğaz manzaralı çay keyfinde çok kıskandım.. can evimden vurdun beni… Yapacam bi gün bende o çay sefasını..
Oradaki amerika kelimesine de ayrı bi üzüldüm… hani japonyaya gidecektin???
Bu arada resimler çok güzel.. Özellikle galata kulesini sevdim
giyenlerin çoğunu da severiz zaten
ha unutmadan.. takım elbise güzeldir yaaa…
29 Temmuz 2009 Saat:23:08
http://haspam-iste.blogspot.com/2009/07/anne-ben-mimlendim-vol-i.html
mim, mim, mim!
24 saat vaktin var, başladıııı!