“… saat 15:40 olmuştu ve hala 105.kapıda “Hatay” yazıyordu. Elimizdeki e-biletlere tekrar baktık, işte 105.kapı yazıyordu. Sonra Ahmet “abi şu ekrandan kontrol edebilir misin” dedi. Gittim baktım, meğer bizim uçak 102.kapıya gelmiş. Apar topar 102′ye koştuk. Sonra biletlerimizi gösterdik ve aradaki köprüden hızlıca uçağımıza bindik.”

Sevgili okur,

Bitirme projesini Türkiye’nin bi ucundan almamak lazımmış. Zira koşuşturması çok oluyormuş. Ama yine de buna değer miymiş? Sene sonunda göreceğiz. :)

Baştan alayım. Bitirme projemizi BSH Ev Aletleri Çerkezköy Fabrikası’ndan aldık. (FIW: Factory Istanbul Washing) Çamaşır Makinesi fabrikasında bir endüstri mühendisliği projesi yürüteceğiz. Projemiz belli olduğundan beridir “nasıl gideceğiz, nasıl başlayacağız” diye düşünüyorduk, hepsi sanki bir anda olup bitiverdi.

Perşembe saat 20:00′de Esenboğa’dan Atatürk Havalimanına gitmek üzere uçağa bindik. Ve benim hayatımda ilk uçağa binişimdi. Kendime cam kenarı bilet almama rağmen tabii cesaret edemedim ve Enes’in cam kenarına oturmasına izin verdim. Köprüden geçerken yüzümün bembeyaz olduğunu tahmin ediyorum. :) Koltuklar epeyce dardı ama güzeldi uçakta olmak. İlk başlarda biraz gergindim, uçak kalkarken korkmaktaydım, sandviçler geldiğinde huzurlu ve mutluydum. Enes’le, pilotun ingilizcesinin iyi olmasından, uçağın 8500 metre irtifaya sabitlediğinden (hemen de kaptım tabi terimleri :) ) yan tarafta ışıkları görünen yerin Körfez olduğundan bahsederken bir anda geliverdik İstanbul’a. Ankara’dan İstanbul’a uçak yolculuğu, yerden 30 derece eğimle atılmış taşın hareketine benziyor. Kalkıyorsunuz, sandviç yiyorsunuz ve iniyorsunuz. Daha uçağa alışamadan iniverdik yani.

Perşembe gecesi Çerkezköy’de City Hotel’de kaldık. Gece Enes’le muhabbet etmekten uyuyamadık doğru düzgün. Esneye esneye kalktık sabah erkenden, kahvaltının ardından fabrikaya geçtik.

6 kişilik proje grubumuza ek olarak, akademik danışmanımız Prof.Dr. Barbaros Tansel ve Üniversite-Sanayi İşbirliği Kordinatörümüz Yeşim Erdoğan bizimle birlikte geldi. FIW’da birçok yönetici tarafından karşılandık ve gün boyu projeyle uğraştık. Proje açıklamaları, çay araları, sahada gezmeler derken akşamı ettik. Cuma gecesi de BSH’nin fabrika yakınındaki lojmanlarında kaldık.

City Hotel’de yataklar çok rahat olduğundan uyuyamadık ama lojmandaki yataklar sert olduğundan (ve öğrenci milletinin sert yatağa daha alışık olduğunu hesaba kattığımızda) çok güzel bir uyku çektik. Gece, proje grubuyla görev dağılımlarını konuştuk. Aynı gece sivrisineklerle savaş yaptık :) Gruptaki çoğu kişiyi ısırmışlar, ben ısırılmadım hatta 2 tane sivrisinek elimden ağır yaralı olarak kaçtı. Tabi bu yüzden saat 4′e kadar uyuyamadık. Sabah da biraz zor kalktık haliyle.

Cumartesi günü çalışmamasına rağmen Proje Şefimiz fabrikaya gelip yine bizi gezdirdi. Yine konuştuk, tartıştık. Bir dahaki gelişlerimizi ayarlayıp uçak için İstanbul’a hareket ettik.

Saat 16:00′da Ankara uçağımıza bindik. Uçakta sevgili pilotumuz “saat 14.50 gibi varacağız” diyerek bize korkulu anlar yaşattı. Pilotun sarhoş olup olmadığını cidden merak ediyorum :D

Yurda geldik, biraz uyudum. Bu hafta yine sinir bozucu ödevlerim ve yapmam gereken çalışmalarım olduğu için şimdi sabah kadar yine ders çalışacağım. Hayat zor ya.

Seyahatimizden bazı ilginç notlar;

- Gidiş pilotumuz, dönüş pilotumuzdan bariz iyiydi ama dönüş uçağımız da gidiş uçağımızdan iyiydi.
- Uçağı büyük birşey zannederdim epeyce küçüktü bindiğimiz uçaklar.
- Dönüş yolculuğunda İstanbul üzerinde kelimelerle tarif edemeyeceğim bir İstanbul manzarası seyrettik. O kadar büyük yerler oyuncak gibi elimizin altındaydı. İnsanın dünyanın büyük olduğunu anlaması için oraları bu kadar ufak görmesi gerekiyormuş demek. İstanbul’un dünya üzerindeki en güzel şehirlerden biri olduğuna hiç şüphem yok, hiç.
- Havaalanında kemer çıkarıp gezmek çok sinir bozucu bir durumdu.
- Dönüş uçağındaki hostes 1 cm kalınlığında makyaj yapmıştı ve zenci gibi olmuştu.
- İstanbul’a vardığımızda bir çocuk “Pilot kabin basıncını iyi ayarlayamadı” dedi. Çok güldük :D Biz de Ankara’ya varınca söyledik aynısını :)
- Barbaros Hoca not edilesi cümleler söyledi yol boyunca; “Benim sevdiğim adam, elindeki işi küçümsemeden onu bitirmeye gayret edendir.”
- Çamaşır makinelerinin içinde beton olduğunu öğrendim ve çok hayret ettim.
- Kıvırcık ve marulun farklı şeyler olduğunu yolda öğrendim. :)
- Enes’e Death Note izlemesini tavsiye ettim. Tekrar yazayım da unutmasın.
- Genel olarak neşeli bir yolculuktu. Epeyce de fotoğraf çektik. Şimdilik sadece tüm ekibin bir fotoğrafını koyuyorum.

Soldan sağa: Yeşim Erdoğan, Ahmet, Cabi, Yasemin, Cansu, Prof.Dr.Barbaros Tansel, Ben :) ve Enes

10118_154476028253_615233253_2576195_1467665_n

Bu yazıyı paylaşın