Her Telden – 4
Günlük Hayat 19 Şubat 2009, Perşembe
Okulun başlaması ile daha ne olduğunu bile anlayamadan bir karmaşa içinde buldum kendimi. Daha 2. hafta biterken o kadar yoruldum ki tarif bile edemiyorum. Bunların üzerine bir de gelecek kaygısı başlayınca işler iyice sarpa sardı. Ne yapmak istediğimi hâlâ bilmiyorum. Her ne kadar okulu bitirmeye 1 sene olsa da, bu zaman sanıldığı kadar da uzun değil. Yapmak istediğim şeye şimdiden karar verme zorunluluğu inanın beni benden aldı, üzerime bir ümitsizlik çöreklendi. Türlü türlü düşünceler arasında kayboluyorum, boğuluyorum…
Üniversite bitince yapmak istediğim şeylerin başında master geliyor, fakat bunu yapabilmem hiç ama hiç de kolay değil. Her ne kadar fena bir ortalamam olmasa bile, iyi bir üniversite için ne yaparsanız yapın sanırım yetmiyor. Baştan beri bu düşünceyle işlere asılmadığımız için, şimdi iyice zorlanıyorum. Enes’in gazıyla bir gün “evet Amerika’ya mastera gideceğim” desem, yine onun karamsarlığıyla “en iyisi mezun olup askere gitmek” diye düşünüyorum. Mezuniyet buradan bakınca nasıl da karanlık görünüyor bilemezsiniz. Şimdi ders çalışırken bile aklımda bunlar dönüyor. Başım sık sık ağrıyor. Her ne kadar bu aralar keyifli olsam da, bu gelecek kaygısı beni içten bitiriyor sanki.
Bugün, birkaç gün önce yazılmış olduğum fotoğrafçılık kursuna ilk defa gittim. Enteresan bir hocamız, enteresan öğrenciler ve enteresan fotoğraflar var. Kendimden bir fotoğraf sanatçısı çıkacağını, sergi açacağımı düşünemiyorum bile
Bir yazımda demiştim, yaşamak için değil ama güzel yaşamak için bir zorunluluktur sanat diye. Bir kez daha diyorum bunu. Çünkü fotoğraf cidden insanın kendini anlatabileceği farklı bir yöntem. İnsanın mesaj verebileceği bir “disiplin”. Bakalım benden de bir sanatçı olabilecek mi?
Bu gece 02′de Arçelik gezisi için İstanbul yolcusuyum. Bir otobüs dolusu Bilkent’li, biraz gezip, biraz da konferans dinleyeceğiz sanırım. Jim Carrey’nin “Yes Man” filmini izlemesem hiç gitmezdim böyle şeylere. İşin açıkçası çok eringenimdir. Şunca yıllık üniversite hayatımda katıldığım etkinlik sayısı cidden çok az. Ama bu dönem bambaşka başladı benim için. Fotoğraf kursuna yazıldım, elektro gitara tekrar başladım, derslerle ilgili ileri makaleler okumaya başladım, bir master dersi alıyorum, spora gitmeye ilk adımı attım… Hayat sanırım biraz daha eğlenceli bir hâl almaya başladı. Yalnız yapacak o kadar işim var ki…
İnsan ne kadar yazsa da buraya, kendini ifade edemiyor. İşte yine sözcüklerin benim için tükendiği yere geldik. Tüm bu uğraşların arasında bloga da vakit ayırmayı çok istiyorum ama aklıma çok da yazacak birşey gelmiyor.
Virgül: Sanıyorum ki birilerinin beni dinlemesine ihtiyaç duyuyorum bazen.
Nokta: Hepinize biraz daha renkli, biraz daha huzurlu günler diliyorum…
Resim: #


19 Şubat 2009 Saat:23:24
Seçimler, seçimler.Bıktırıyor insanı bazen -hatta çoğu zaman-.Üniversiteye hazırlanırken, tek dert okumak, girmek olurken, asıl gittiğinde başlıyor demek ki bazı şeyler.
Ne zaman buna benzer kaygılar yaşasam aklıma bir yerlerde okuduğum Çin atasözü de gelir -tuz,biber- beynimi kemirir.
“Bir saatliğine mutlu olacaksanız, şekerleme yapın
Bir günlüğüne mutlu olacaksanız, balık avlamaya gidin
Bir aylığına mutlu olacaksanız, evlenin
Bir yıllığına mutlu olacaksanız, bir servete konun
Tüm yaşam boyunca mutlu olacaksanız, işinizi sevin…”
Ama çok doğru gerçekten son kısmı özellikle.
İyi yolculuklar.
19 Şubat 2009 Saat:23:29
Sen yine iyiymişsin
Benim 3 ay kaldı mezun olmama ve halen ne yapacağım hakkında bir fikrim yok.
20 Şubat 2009 Saat:08:46
ah o gelecek kaygısı. rüzgardaki yaprak gibi savuruyor seni hayatın içinde. umarım sana sert rüzgar denk gelmez.
20 Şubat 2009 Saat:16:02
fotoğrafçı balık öyle mi?
Çok güzelmiş=)
20 Şubat 2009 Saat:17:32
istanbullardasın şimdi he
21 Şubat 2009 Saat:00:30
Hocam, mezun olduktan sonra ne yapacağın hakkında tam bir fikir oluşmamışsa kafanda sana bir önerim var. Gel ortak ol bir tekel büfe açalım. Köşe olacaz.