havalar_ve_benAnkara’da hava çok karmaşık bu aralar. Bir kar yağıyor, ardından güneş açıyor. Sonra tekrar kar yağıyor, sonra tekrar güneş açıyor. Bu kovalamaca birkaç gün devam etti sanırım. En azından Bilkent’te havalar böyleydi. Havaların bu gidişatını hiç beğenmiyorum. Bir karar vermeli artık. Ya iyi olsun hep, ya da kışa dönsün. Böyle kararsızlık hiç iyi değil. Ne demişler “en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.”

Ben böyle söylüyorum ama kendim daha kararsızım. Ne konuda olursa olsun hep bir tereddüt içindeyim. Doğru şeyin ne olduğunu kestirmekte zorlanıyorum. 21 yıllık yaşamım içinde her zaman yapmam gereken şeyin az çok ne olduğunu bilirdim, yapmasam bile bilirdim. Ama şimdi biraz daha umutsuz, biraz daha karamsar görüyorum kendimi. Kendimi mutlu hissetmeye çalıştıkça, aslında mutsuzluğun dibine vurmuş gibi hissediyorum. Hiçbir şey yokmuş, hayat normal devam ediyormuş gibi de davranamıyorum. Ama deniyorum. Çünkü biri, hayatını sürekli kar yağışı altında geçiremez. Böyle bir yalpalama herkesin başına geliyor. Bir güneş açacak, bir kar yağacak. Ama en sonunda rayına girecek işler. En azından tekrar bozulana dek. Ama bunun için ilk adımı ben atmalıyım. Ben düzeltmeliyim hayatımı. Dağıldığı yerden ben toparlamalıyım, başkalarının açtığı büyük yaralara üzülmek yerine yeniden inşa etmeliyim. Yanımdaki insanlar, beni düşünenler bana bakınca keyifsizliğe düşmemeliler, mutlu olmalılar akıllarına geldiğinde, “ne neşeli çocuk” diyebilmeliler.

Yine yapıyorum aslında aynı şeyi. Sorun şu ki, eskiden az düşünür çok iş yapardım. Şimdi ise çok düşünüp az iş yapıyorum. Ve yaptığım iyi işlerin oranı giderek de düşüyormuş gibi geliyor. Bu kadar düşünmeye gerek yok desem de, öyle oluyor giderek. Demiştim ya, insan büyüdükçe dertleri de büyüyor, düşünmeden hareket edemiyor sanırım.

Başkalarının doğrularını kendi doğrularım yapmaya çalışıyormuşum kaç zamandır. Başkalarından akıl almaya çalışıyormuşum. İçimden geldiği gibi yaşayamıyormuşum, “başkası ne der”, “felanca ne düşünür”, “filanca beni kötü mü zanneder” deyip duruyormuşum. Birkaç gün önce farkettim. Doğru hareketlerim kadar, yanlış hareketlerim de bir parçam değil mi benim. Şansa geldiğinde kazanıp, aşka geldiğinde kaybetmem de benim bir parçam değil mi? Hepsi birden tanımlamıyor mu beni? Başkaları nasıl görürse görsün, onlar öyle değil dese de “dünya yine de dönüyor” di mi?

Söylemeliyim ki bu karışık hava bir düzene oturacak, benim de Kasım ayından beridir yaşadığım şu karışıklık bir nihayet bulacak. Eski, en eski Sertalp olacağım.

Not: Fotoğrafçılık kursum nihayet bitti. Çok hızlı oldu işin açıkçası :D Buradan çevremdekilere bir şey söylemek istiyorum. Fotoğraf çekeyim mi deyince “ben fotoğraf çektirmeyi sevmem”, “ben iyi çıkmıyorum fotoğraflarda” derseniz elimdekini kafanıza fırlatırım. İki resim çekecez işte, öldürmüyoz ya sizi…

Bu yazıyı paylaşın