Devr-i İstanbul, Bölüm 2: Eski Dostluklar

“Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur.” Aristotales

İstiklal’e ilk çıktığımız saniyelerden itibaren birçok fotoğrafçı gördük. Daha önce söylemiştim sanırım, Beyoğlu Belediyesi’nin bir fotoğraf yarışması vardı. Herkes tripoduyla, profesyonel makinasıyla fotoğraf çekerken, ben çekmek istemedim :) Onlardan yeterince uzaklaştıktan sonra İstiklal’in birkaç genel fotoğrafını almayı da ihmal etmedim.

Kenan’la muhabbet ede ede Taksim’e vardık. Sonra eve nasıl gittiğimizi bir türlü hatırlayamadım ama sanırım önce metroya, sonra otobüse bindik. Bu Taksim’deki metro durağı yerin epey altında. İnsan bi garip hissediyor kendini.

Tüm gün boyunca Kenan’ın sırtında bir çanta var, fotoğraflarda görmüşsünüzdür. O çantanın içinde bilgisayarı varmış. Gariban çocuk, o kadar saat o çantayı taşıyınca bi fena oldu. Özellikle omzu ve karnı epey ağrıyordu. Erkenden yattık. Erkenden kalktım, o kalkmak istemedi. Mercedes stajını anlatırken Fatih diye bir arkadaşla tanıştığımı yazmıştım. Ben onunla buluşmak için evden çıktım, Kenan’a da uyanınca aramasını tembih ettim. Fatih’in fotoğrafını çekmeyi unutmuşum, işin en kötü yanı bu oldu. Onunla Cevahir yakınlarındaki Simit Dünyası’nda buluştuk. Saat 10 gibiydi sanırım. 12.30′da okulunda (Boğaziçi Üni.) işi olduğu için 2 saat kadar oturduk yaklaşık. Herşeyden konuştuk, çok keyifli bir kahvaltı oldu. Stajdan, okuldan ve özellikle mezuniyetten sonra ne yapacağımızdan. Sanırım o okuldan sonra askerlik yapacak, sonra da çalışmaya başlayacak. Benim ne yapacağım ise hâlâ belli değil :) Mart ayına kadar böyle sürecek sanırım benim durumum.

Fatih’i gördüğüme çok sevindim. Önceden bahsetmiştim, ama yine söylememde bir sakınca yok. Fatih, kitapları çok seven biri. Belki de hayatımda gördüğüm en çok kitap okuyan insanlardan birisi. Bunu görmemiş olsanız bile, konuşmasından anlamanız mümkün. Konuşmasında çok fazla sayıda kelime kullanıyor, düşük cümle hiç kurmuyor. Bir endüstri mühendisi olarak, ileride çok büyük işler yapacağına emin olduğum birkaç kişi arasında.

Onunla ayrılınca Kenan’ı aradım. Uyandığını ve cuma namazından sonra Mecidiyeköy’e geleceğini söyledi. Ben de önce internet kafeye uğrayıp notlarım açıklandı mı diye baktım, açıklanmadığını görünce endişelenip mail attım “bugün açıklanmayacak mıydı ya” diye bir arkadaşıma. :) Oradan kalkıp Şişli Camii’ne gittim. O hava soğuğunda abdest almak inanılmaz bir tecrübe. Aslında cumaya gittiğim zaman evde almaya gayret ederim ama bu sefer öyle denk geldi. İnsanın suyla buluşan yerleri önce üşüyor, sonra yanmaya başlıyor. Ama verdiği o güzel hissi başka bir şeyde bulmak mümkün değil sanırım.

Namazdan sonra bitmiş olan akbilimi doldurmak için büfe aradım. Bu arada, sabahleyin otobüse bindiğimde akbil’imin metal kısmı o garip sesler çıkaran aletin içinde kaldı. Şoför de bir falçata uzattı kenardan :D Ben “noluyo ya” diyemeden elimde falçatayla metal kısmı çıkarırken buldum kendimi.

Çoook yol gittim ama bi akbil dolduracak yer bulamadım. Bu sırada Kenan da geldi benim olduğum yere. Saat 2.30′da ilkokuldaki en yakın arkadaşlarımdan Doğukan’la buluşacaktık, ama biraz işi çıktı ve saat 5′te buluşalım dedi. Ben de Kenan’a Harbiye’deki Askeri Müzeye gitmeyi teklif ettim.

Harbiye, gez gez bitmeyen, ve içinde çok sayıda değerli eşya bulunduran bir askeri müze. Gitmemiş olanlar için şöyle söyleyeyim, Taksim ile Osmanbey metro duraklarının ortasına denk geliyor. Haftaiçi her gün saat 15.00-16.00 arasında mehteran gösterisi oluyor burada. Ben daha önce bir defa gelmiştim, yine gelmek istedim. Daha vakit vardı, Taksim’e kadar yürüdük, yemek yedik, sonra geri geldik. Her zaman yaptığımız gibi yine biraz geç kaldık :) Koşmaktan öldüm.

Mehteran gösterisi inanılmazdı. Salonun akustiğinden mi oluyor bilmiyorum ama her vuruşu içinizde hissediyorsunuz. 1 saate yakın süren gösteride birkaç fotoğraf aldım tabii ki :) Burayı İstanbul’a geldiğinizde gidilecek yerler listesine ekleyin.

Mehterandan sonra Bleach hayranları olarak hemen kılıçların olduğu yerlere gittik. Acayip garip şekilli kılıçlar var, birkaç tanesiyle fotoğraf çektirdik :) Gezimiz sırasında bizi çok şaşırtan birşeye de rastladık. Meğer, İstanbul’un fethinde Haliç’e çekilen zincir bu müzedeymiş. Hiçbir cam koruması bulunmayan zincirin cidden o olup olmadığını merak ediyorum. Eğer zincir oysa, ki öyle yazıyor, korunması gerekmez mi acep? Biz hem fotoğrafını çektik, hem dokunduk zincire. Kenan’ın dediği gibi o günü hissedemedik tabi ama olsun :D Herşeyin cam arkasında saklandığı bi müzede birşeylere dokunmak ilginç bir duygu.

Harbiye’den sonra Taksim’e gittik yeniden. Doğukan da okuldan (Yıldız Teknik Üni.) çıkınca oraya geldi. Kenan omzu biraz kötü olduğu için eve gitmek üzere bizden ayrıldı. Doğukan’ı görmeyeli kaç sene oldu bilemiyorum cidden. Ama onu da neredeyse hiç değişmemiş gördüm. İstiklal’de dolaştıktan sonra beni bir çikolatacıya götürdü, buranın da adını hatırlayamadım şimdi, halbuki unutmamak için 2 defa sormuştum, neyse. Çok güzel çikolataları var bu arada. Ben bayıldım şahsen. Doğukan’la da epey muhabbet ettik. 2.dönem o da Erasmus’la yurtdışına, Almanya’ya gidiyor. Okulları 1 Nisan’da açılıp Ağustos sonunda bitecekmiş. Ona tekrar iyi yolculuklar diyorum şimdiden.

Bir de çorba içmek için bir yere uğradık. Orada da biraz muhabbet ettikten sonra bu defa fotoğraf çekmeyi unutmadım. :)

Saat epey ilerlemişti zaten, oradan çıktıktan sonra Cevahir’e gidip onun 3 boyut algısını test ettik. 3 boyutu algılamada zorlanıyor, ama bunun nedeninin, gözünün çok iyi olup bu 3 boyut aldatmacasını yememesi mi olduğunu yoksa cidden bir sorundan mı kaynaklandığını anlayamadık. Doktora gidip “ben 3 boyutlu göremiyorum” demek de ilginç olur :D Böyle bir hastalık tanımı var mı doktorlar?

Oradan da çıkınca herkes evlerine dağıldı. Doğukan’ı gördüğüme de çok memnun oldum. Eski dostlukların bazen üzerindeki tozu kaldırmak gerekiyor. Onun da dediği gibi, biz onunla çocuklukta aynı tempoda ritim tutardık. Yıllar geçse de ritim az çok ikimizin de aklında.

Ve en nihayetinde Kenan’lara vardım. Biraz Bleach bölümü izleyip Aizen hakkında konuştuktan sonra uyumaya başladık.

Yazının son kısmını da sanırım yarın yazarım :) Fotoğrafların tamamı için yine buraya tıklıyorsunuuuz :)

Bu yazıyı paylaşın