buzdolabı, bilkentAvucunuzu kapatmayı deneyin. Çok rahat kapatailiyorsunuz sanırım. Ben şu an avucumu kapatmaya çalışınca müthiş sızlıyor elim. Hepsi küçük boy (!) sandığımız bir buzdolabını, üniversitenin bir kampüsünden diğerine götürmeye çalışırken oldu.

Önce bir taksiyi ikna ettik küçük boy buzdolabımızı taşıması için. Aslında daha öncesinden başlamalıyım. Bizim yurdumuzda her katta ortak olarak 6 tane buzdolabı oluyor. Yalnız oda sayısı 20-30 civarında olduğu için yer bulmak hem zor oluyor, hem de pek güvenli olmuyor. İlk dönemin sonlarına doğru bizim bir tavamız ve bir tenceremiz (ki mutfak eşyası adına sahip olduğumuz tek şeyler bunlardı) bu savaşta şehit düştü sanırım. Yani haber alınamıyor :) Neyse efendim, buzdolabı alalım, mutfak eşyalarını da odaya getirelim diye düşündük Hüseyin’le. Bir arkadaştan çok ucuza bir buzdolabı aldık. Dolap (belki bileniniz vardır) Bilkent Otel tarafındaki kampüsteydi. Oradan buraya getirmek için taksi ile anlaştık. Oradaki yurdun dördüncü katından Hüseyin’le ben indirmeyi başardık velakin taksiye sığmadı. Ne bagajına ne de arka koltuğa..

Ne yapsak ne yapsak diye düşünüyorduk, sonra aklımıza ringlere (kampüs içinde dolanan otobüslere) sormak geldi. Sağolsun ringci amca anlayış gösterdi ama şimdi alamayacağını 3 saat sonra alabileceğini söyledi. Olay 19.15 civarında gerçekleşiyor bu arada. Neyse efendim biz de merkez kampüse geri döndük odamızda bekleyelim dedik. Yalnız yurttan dolabı çıkarırken, oradan da ring durağına taşırken inanılmaz üşüdük. Dolabı da durağın arkasına bırakıp geldik. Ayrıca dolap epey ağır olduğu için ellerimiz felaket acıdı. Saat 22.15′teki ring ile de getirmeyi başardık. Odaya girerken gözlerimize ve ellerimize inanamıyorduk. Bir an hiç getiremeyeceğiz sandım.

Olaylar böyle anlatınca pek bir seri gibi geldi ama aslında öyle değil, çok çileli bir yolculuktu. Taksiye sığmayınca epey düşündük, ODTÜ Taksi’ye bile telefon ettik geniş bagajlı bir taksiniz var mı diye.

Neyse, nihayet odaya geldi dolap. Şimdi hır hır hır çalışıyor. Yalnız benim boğazım iptal… Sesim de kısıldı. Halsizli de cabası. Ellerimiz zaten mahvolmuştu. Anlayacağınız perişan bir haldeyim (haldeyiz). Hepinizi bir gün Bilkent Yurtlarına beklerim artık, e malum artık bir dolabımız var, ne yemek isterseniz yaparız ;)

Etiketler: , , , ,

Bu yazıyı paylaşın