Yeterlilik ve Tevazu…
Denemeler 23 Ekim 2007, Salı 
Bu konuyu aslında günlerdir düşünüyorum ama ancak yazmak kısmet oldu. Yeterlilik derken ne kastediyorsun diyebilirsiniz. Bir dakika heyecanlanmayın, açıklayacağım
Geçen günlerin birinde bir derste hocamız ‘genel kültür’ kapsamında bir soru sordu. Ben sorunun cevabını bilmiyordum, sınıftan birisi cevap verdi. Cevap veren kişinin kim olduğunu farkedince bir anda kendimi çok kötü hissettim. Neden mi?
Bir insan olarak kendimde çok garip bir şey keşfettim. Bu cevap veren arkadaşımızı ilk gördüğümden beri içten içe bir gıcıklık duyuyordum. Nedensiz olan bu duygunun sonradan o kişiyi kendi gözümde küçültmekle sonuçlandığını gördüm. Hareketleri, konuşmaları çok sıradan geliyor ve tabiri caizse kendimi onun omuzlarından yüksekte görüyordum. Halbuki o cevaptan sonra farkettim ki çok büyük bir yanlış içindeyim. Bu cevaptan sonra o arkadaşa bakış açım değişti.
İnsan olarak en büyük yanlışlarımızdan birisi “Yeterlilik Psikolojisi” galiba. Bunun psikolojide başka bir adı var mı bilemiyorum. İnsan kendini yeterli ve belli bir seviyede görmeye başladığı andan itibaren bir adım yol alamıyor. Olduğu yerde kalakalıyor ve diğer insanları izliyor. Kendini yüksekte zannediyor, halbuki ayaklar altına düşüyor. Hiç bir insan, ne oldum dememeli prensibine oldukça yaklaştık. Evet insan ne zaman arkasına dönüp “vay be nerelere geldim” derse, kaybedenlerden olmaya başlıyor. Bu dini mevzularda da böyledir, sosyal konumda da böyledir. İnsan “ben kendime yeterim, kimseye ihtiyacım yok” derse, orada işi bitmiştir.
Bu yüksek enaniyet, bu insanın yuvarlanmasına yol açacaktır. İstisnalar olabilir, ama en iyi ihtimalde bile insan bir adım ileri gidemez. İnsan, bazı konularda bilgili, bazı konularda bilgisiz olduğunu kabul etmeli ama şunu iyi bilmeli ki herhangi bir insanın herhangi bir konudaki yolculuğu hayat boyu bitmez. En azından bitmemeli. Bu yüzden bence bir insanda olması gereken en büyük erdem tevazudur. Tevazu sahibi olan insan her zaman gelişmeye açıktır. İnsanlar karşısında benim gözümde her zaman 1-0 öndedir. Tüm işlerde kendi yetersizliğini bilir, kabul eder ama elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır. Ayrıca bu sayede kendi kötü sonuçlardan korur. Beklentisi yüksek olmadığı için, başarısızlıkları azdır ve olmuşsa bile çok kötü sonuçlara yol açmaz.
Kendini belli bir yerde görecek kadar kör bir insan, diğer insanları ezmeye çalışır (bkz. ben). Halbuki bizim diğer insanlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Benim senden, senin de benden öğreneceğin elbette bir şeyler vardır. 19 yıllık yaşamımda elbette benim de öğrendiklerim olmuştur. O halde insan hiçbir zaman ne oldum dememelidir. Her zaman önüne bakmalıdır. Kendini diğer insanlarla aynı seviyede, mümkünse bir adım geride görmelidir. İşte ancak böyle bir insan vatanına, milletine faydalı olabilir.
İşte tam bu noktada eklemek istediğim bir şey var. İnsan yetersizdir. Elbette hataları, eksikleri vardır. Ne dedik? Öğreneceği bir şeyler vardır dedik değil mi? Peki en kolay, en iyi öğrenme kaynağı neresidir? Bence bu kitaplardır. Kitaplar, insana yeterli olmadığını gösterecek, bunun da ötesinde eksiklerini kapatacaktır. Zaten kitapların benim için önemi büyüktü, artık kitaplara çok daha değişik bir açıdan bakıyorum. Siz de artık öyle bakıyorsunuz değil mi?
Ne demiş Mevlana; “Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol…”
Etiketler: eğitim, insan, kibir, kitap, psikoloji, tevazu, toplum, yetersizlik


23 Ekim 2007 Saat:14:48
Geçenlerde bir yazı okudum..Yazınla bi nebze bağdaştırdığım içinde yazıyorum…
Vücudun Övgüsü..
Vücut güzelliğiyle öğünür,nazlanır durur..Çünkü ruh,kuvvetini,kolunu,kanadını gizlemiştir…
Vücuda der ki:
” Eyy süprüntülük!…Bir iki gün benim ışığımla yaşadın…Nazın işven dünyaya sığmıyor…Hele dur bekle;ben senden çıkayımda gör… ”
(mesnevı )
…………………..
sanırm senın gecırdıgın o dönemı ben atlattım..aslında sırf bu yüzden 2 arkadasımı ,arkadaşım olmaktan men etmiş..çok sonraları anlamıştım hatalı oldugumu…ama işte…
insanın ölüm döşeğinde bile öğreneceği çok şey vardır…derler..derler de en doğru sözü söylerler..
nese görüşürüz…
İnsanların kendisi olması ümidiyle….
23 Ekim 2007 Saat:15:48
yanıldıgını fark edmekde onemlıdır
ınsanız ve malesef bız ınsanoglunun etrafı enanıyetle cevrılmıs
az bıraz nefsıne ızın ver senı nasıl yuceltıyor beynınde hıcbırseylerı begenemıyorsun en mukkemmel(!) sensın sankı
ama bazımız bu sekılde olduguna ınanarak kendımızı enanıyet dalgasına kaptırıp yasaken bazımızda senıngıbı fark edebılıyor
hıc kımse kımseden ustun dogmaz ….
zamanla farklı seyler ogrenır ve hayatımızı kendımıze gore sekıllendırırız farklı konuslarda ıyı yonlerımız olması baskalarından ustun oldugumuzu gostermez …
ayrıca aferın benım turuncu balıgıma bak ne guzelde hatasını anlamıs:)))
23 Ekim 2007 Saat:20:16
Yine güzel bi yazı yazmışsın Bilal,okuduğum ilk 3-5 satırından öle anladım en azından =)
23 Ekim 2007 Saat:21:01
eywallah bilal.. emin ol son zamanlarda gundemin sicak yorumlarindan uzak olan okudugum en iyi tesbit..!!!
ayrica yorumda yazmak isterdim ama vakit elvermiyor..
25 Ekim 2007 Saat:16:11
SONSUZ TEVAZU:
insana yetersizliğini en güçlü şekilde hissettirerek ve gösterecek kaynak Allah ve O’nun peygamberidir… Yoksa okunan kitapların ve karşılaştığımız kültürlü, ahlak sahibi vs. kişilerin konumu değil… (sonuçta hedef aldığımız insanların da, kitapların da sayısı sınırlı)
Ben beş altı aydır dine inanıyorum; onun öncesinde dinî inancım yoktu… Dine inanmanın yaşamımda yarattığı en büyük değişiklik, benliğime kattığı “küçülmüşlük, yetersizlik” duygusu.
Düşünün, gücü hiçbir şeyle kıyaslanamayacak sonsuz kudret sahibi Allah’a ve O’nun alemlere rahmet olsun diye gönderdiği ve milyarların “sünnet” adı altında kendisini örnek aldığı peygamberine inanıyorsunuz… Allah’ı ve peygamberi tanıdıkça kendi hiçliğinizi hissediyorsunuz…
Bu öyle bir hiçlik duygusu ki; sizi geriye itmiyor, daima ileri taşınıyorsunuz AMA… Allah’ın ve davranışlarını örnek aldığınız peygamberinin size sonsuz uzaklıkta olduğunun bilincindesiniz; bu yüzden Allah’a ve peygamberine ne kadar yakınlaşmaya çalışırsanız çalışın, onlarla aranızdaki mesafenin yine sonsuz olacağını biliyorsunuz (sonsuza bir şey eklediğimizde ve sonsuzdan bir şey çıkardığımızda sonucun yine sonsuzluk olduğunu matematikçiler iyi bilir)
Yeterliliğinizi insanlarla veya kitaplarla geliştirmeye/daha ileri taşımaya çalıştığınızda ise onlarla aranızdaki mesafeyi azaltmanız ya da kapatmanız mümkün olduğu için “ben şu oldum, şunun kadar oldum, onun kadar iyiyim, ondan daha iyiyim, şu kitaplardaki hedefleri gerçekleştirdim, gerçekleştirmek üzereyim” gibi sözleri sarfetmeniz kaçınılmaz bir şey…
Ve ben buyum dediğiniz anda da bitmişiniz demektir. Ancak, Allah ve Peygamber inancı bu sözü size asla söyletmez…
25 Ekim 2007 Saat:16:27
Öncelikle gerçekten çok güzel bi konuya değinmişsin, bunu söylemek istedim. Ben de çok yaşadım senin yaşadığını. İnsanları görünüşleri, hareketleri ve benim de tam olarak idrak edemediğim bir takım özellikleri sebebiyle (!) mimlediğim; hiç muhabbetimiz olmadığı halde gözümde belli bir yere koyduğum olmuştur. Halbuki ne iç dünyalarını biliyoruz, ne karakterlerini ne de duygu ve düşüncelerini. Ve tanıdıktan sonra hakkında çok yanıldığımı anladığım kişiler çok oldu. Artık insanlara önyargısız ve katıksız yaklaşıyorum. Einstein’ın dediği çok doğru aslında; “önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur”.
25 Ekim 2007 Saat:23:12
samimiyeti bitiren, muhabbeti soyutlaştıran, kişiyi silikleştiren ve hayatı anlamsızlaştıran bir harekettir bence “kendini beğenmişlik”.
Ateşten kaçtığım gibi kaçmaya çalışırım bu tür davranışlardan (aslında çoğu zaman farkında olmadan o batağa saplansam da).. yakar çünkü beni-benliğimi, bilirim..
ve karşımdakinin de davranışlarında hissedersem bir kendini beğenmişlik veya bu davranışa yakın davranışlar, soğurum ondan; hemen muhabbetimi bitiresim gelir.. “hee öyle işte, neyse, hadi görüşürüz…” bitti işte.. daha ne konuşacam ki onunla.. o zaten aşmış herşeyi!!!
kendimizi inşallah her konuda iyi yetiştirmeyi Allah bizlere nasip eder.. Ama öyle güzel bir vasıf sahibi olduktan sonra da bunun kadrini bilmeyip, o vasfı veren Yaradanı unutacaksam eğer: hiç o yüksek noktaya gelmemeyi yeğlerim…
sevgilerle..