Tartışma ve Taraf Olmak Üzerine
Denemeler 29 Ekim 2008, Çarşamba
Demokratik toplumlarda bile bir türlü oturamayan olaylardan bir tanesi tartışma kültürüdür. Etrafımıza baktığımızda en basit bir tartışmada bile ağır sözler, hakaretler duymak mümkün. Siyasette de futbolda da bu hep böyle cereyan ediyor. Bu sorunun ötesinde, karşıt düşüncelere duyulan nefret yatıyor diye düşünmüştüm. Aslında durum böyle değil. Karşı düşüncelere şiddetle karşı olduğumuzdan değil, tartışmanın doğası gereği taraf oluyor ve öyle savunuyoruz, saldırıyoruz.
Birçok yerde özellikle bizim toplumumuzun tartışmayı bilmediğine dair yazılar bulmak mümkün. Ama aslında bu tüm insanlar için böyledir. İnsan doğası gereği veya eğitilerek kibar olabilir ama taraf olma istedği eğitimle kapatılabilecek birşey değildir. Her insan bir tarafa ait olma eğilimindedir. Mesela günümüzde hem Türklüğü hem Müslümanlığı ile övünüp, içkisini de içen, kızlarla da gezen sözde Ülkücü gençler gibi. (örneğin, üniversitelerde grup halinde yaşayan, top sakallıları döven gençler). Kendilerini bir yere bağlı hissedilmek için, herşeye sahip çıkmış olan bir grup böyleleri. Futbolda da bunlardan fanatikleri bulamazsın.
İnsan ne olursa olsun, taraf olma eğilimindedir. Nötr, ancak atomlarda olur, nötr insan zor bulunur. İnsan hiçbir şey bilmediği konularda bile taraf olmak isteyecektir. Zaten birçok grup ya da kurum (veya bireyler) bizi taraf olmaya itmiyor mu? Küçükken sorulan “Peki sen hangi takımı tutuyorsun?” sorusundan başlayın, yasadışı örgütlerin ağızlarına pelesenk olan “Taraf olmayan bertaraf olur.” sözüne kadar uzatın bunu. Ve artık bir tarafa yakınsınızdır. Diyelim ki A ve B diye iki taraf var. Biri internette yasaklamaların bitmesini, diğeri toplumun sağlığı için belli seviyede devam etmesini savunuyor olsun. Çok veya az, siz de bu tartışmalara kulak misafiri oluyorsunuz ve dakikalar içinde tarafınız belli oluyor: “BEN A’cıyım.” (Bizi koparan zaten bu -cı,-ci-cu’luk) Bireyimiz tarafını seçti diyelim. Efendime söyleyeyim, organizasyonlar, toplantılar, herkese her yerde özgürlük felan filan derken sadece internet meselesini değil, birçok meseleyi özgürlüğe bağlayan bir grup oluverdiniz. Gidip Kızılay’da, Taksim’de eylemler felan yaptınız diyelim. Grubu yöneten, birçok şeye karar veren kaç kişi? 5? 10? Yoksa sadece 1 mi? Peki sizce binlerce kişi nasıl aynı şeyi düşünüyor? Mehmet Barlas 25 Eylül tarihli yazısında bakın ne güzel açıklamış:
Sizin aracınızın sürücüsü hatalı ve kusurlu olsa bile, siz onun aracının içinde bulunduğunuz için, onun tarafını tutmak zorunda bulunursunuz. Sizin aracınızın sürücüsü diğer aracın sürücüsü ile tartışırken, araya girip, sizin sürücünüze “Sen hatalısın” diyemezsiniz genellikle.
O anda sizden “Tarafsız hakem” olmanız beklenmez. Sadece aynı araçta bulunmanın getirdiği kader ortaklığına sadık kalmanız veya “Yol arkadaşlığı”nın gereklerine uymanız beklenir. [R]
İstesek de istemesek de bir şey kabul edelim: “Düşünmeden taraf oluyoruz, taraf olmayı sürdürmek, göstermek için düşünüyoruz.” Çocukken hangi takımlı olmuşsanız, ilerde ateşli bir şekilde savunuyorsunuz. Ya diğer takımı seçmiş olsaydınız? Söylevleriniz 360 derece değişmeyecek miydi? Hiçbir insan bu tip bir durumda tarafsız olamıyor ve bu da insanlar arasında tartışmayı beraberinde geliyor.
Taraf olmakta (kısmen) sıkıntı yok. İsteyen istediği tarafı tutsun. Tartışmakta da sorun yok. Ama biz tartışmayı farklı yapıyoruz, sorun burada. Bizim üniversitemizde, hangi düşünceyi savunursanız savunun yerinde, vaktinde yapıldığı zaman, en uç siyasi görüşler bile hoşgörü havasında tartışılabiliniyor. Bugün, dünyada gerçekten değer verilen şeylerden birisi “tartışma kültürü” dediğimiz şey. İnsanlara birşeyler katabilen, öğretebilen bir şey. Bu açıdan tartışmanın kişisel gelişimde yeri büyük. Ama bazı şartlar altında bu durum tersine dönüyor. Peki nedir tartışmayı “tartışma” olmaktan çıkaran nedenler:
1. Tarafların, taraf olmaktan çıkıp “taraftar” olması. Yani meseleyi gözü kapalı savunur hale gelmesi
2. Tarafların karşı düşünceye saygısız olması
3. Tarafların karşı düşünceye kulaklarını kapalı olması, onlardan da birşeyler öğrenebileceğini farketmemesi
4. İnsani bir duygu olarak, insanın, yanlış düşündüğünü itiraf edememesi, söyleyememesi.
5. Tartışma bittiği zaman bile insanın intikam için diş bilemesi
6. Tartışmayı gereksiz yere uzatmak. (Ki ben tartışma yapmışsam en çok buna dikkat ederim. Eğer karşıdaki laf anlamazsa kendimi yormam, cevap bile vermem.)
7. Karşıdaki insana saygısızlık (düşünceye saygısızlıktan öte bir durum bu)
Tartışmak için taraf olmaya gerek yok. Taraf olmak da yeri geldiğinde güzeldir. Fakat taraftar olmuşsanız, kendi hareketlerinize dikkat etmeniz gerekir. Karşı tarafın aynı şeyi yaptığı zaman göstereceğiniz tepkiyle karşılaştırmanız gerekir. Eğer kendinizle çelişiyorsanız, toplum sağlığı için siz bir tehditsinizdir. Tartışırken lütfen biraz daha dikkat edelim.
Hepinize güzel günler diliyorum.
Etiketler: birey, grup, Mehmet Barlas, taraf olmak, tartışma, toplum


30 Ekim 2008 Saat:10:01
artık lüks oldu…
19 Kasım 2008 Saat:15:36
en nefret ettiğim insan tipi: tartışma sırasında, bilgi paylaşımından öte karşı tarafı manüpüle etme amacı taşıdan insanlar :/
din konusunda olsun, siyaset konusunda olsun, herhangi başka gündelik bi yaşam konusunda olsun; insanlar bilgi paylaşımı için değil de karşı tarafı nasıl yaparım da benim fikirlerimi düşünmeye ikna edebilirim derdinde :/
tek kelimeyle “nefret” ediyorum bu tarz insanlardan.