rastgele dusunceler ve ic depresimlerSon 2 gündür ders kayıtları ile uğraştığımdan birşeyler karalayamadım. En sonunda Ankara’ya, üniversiteye ve yurttaki odama geri döndüm. Ve Bilkent maceramdaki son sezon da böylece başlamış oldu. Yine 112 numaralı yurt odamızda, yatacak, yuvarlanacak, depresyona girecek, keyif çatacak, muhabbet edecek, maç izleyecek, age of oynayacak, belki bazen hocalara söylenecek, belki de hiç tatmadığımız korku ve ümidi yaşayacağız. Son senemiz, yolumuzu çizmemiz gereken senemiz. 4.sınıf olmanın verdiği gelecek korkusunu ve mezuniyet coşkusunu şimdiden hissedebiliyorum.

7 yıldır ailemden ayrılırken çok zorlanmayan ben, ilk defa bu sene okula gelince ağladım. Tüm gençliğim onlardan ayrı, okullarda yurtlarda geçti sayılır. Ve şimdi hayallerimi daha da ileri taşımak için yeni okullar, yeni ülkeler arıyorum. Acaba gitmemeli miyim diye soruyorum sürekli kendime.

–*–

5 ders alıyorum bu dönem. Haftada 12 saat sadece. Çarşamba ve Cuma günleri hiç dersim yok. Oh ne ala dediğinizi duyar gibiyim. 1.sınıftayken yirmi küsür saat dersimiz vardı sanırım. Ne yoğunduk. Ama şimdi 12 saat bile işkence gibi geliyor. En kötüsü de hâlâ 8.40 dersim var. Üniversite hayatımda en nefret ettiğim şey 8.40 dersidir. Geceleri geç yatan ben, (ki mesela bu yazı 04:57′de yazılıyor) sabahları da kalkmakta zorlanıyorum. İstesem kalkarım, evet, ama canım cidden hiç istemiyor. 3.sınıfta aldığım bir ders 8.40′taydı, ve 14 hafta boyunca sadece 1 kere, 2 saatlik bir dersine katıldım. İstediğim notu aldım, ama kendimi oyunları hile yazıp bitiren biri gibi hissediyorum. Üniversiteyi bile tam yaşayamadım mı acaba? Bilemiyorum.

Bazı insanlar çok “cool” olduklarından 2 soru sorduğunuz zaman 1 tanesine cevap veriyorlar. Sahiden yapıyorlar bunu. Vakitleri yok mu dersiniz, sizi çok takmıyolar mı dersiniz bilemiyorum. Siz de daha çok konuşmaya çalışırsınız, onun kendini önemli biri gibi sayıp sizinle az muhatap olması ona karşı olan ulaşma isteğinizi alevlendirir. Baktım, gördüm ve tecrübe ettim. Bazı insanlara böyle yaptım. Anladım ki insan isterse kendini önemli gösterebiliyormuş. Ama ben bu değilim, diğer insanların beni önemsiz göreceğini de bilsem, yine de sordukları her soruya cevap vermeyi, onlarla iletişim halinde olmayı, hatırlarını sormayı seviyorum. Böyle olmak insanı bazen üzüyor, ama genetik kodum bu sanırım. Daha önce de demiştim, balık burcu olmamak isterdim diye.

Dünya sürekli değişiyor, insan da bunun en büyük parçası. Ben de değişiyorum, fikirlerim, eylemlerim değişiyor. Değiştiğimi gördüğüme içten içe üzülüyorum, çünkü zorla toplumsal bir birey oluyorum. Herkesin yaptığını yapıyorum, izlediklerini izliyorum, okuduklarını okuyorum. Ama en azından bunun farkındayım ve bazı çizgileri aşmamaya çalışıyorum. Çünkü bazı sınırlarımı kaldırırsam, sahiden geriye dönemeyeceğime eminim. İyi bir insan olmaya, ölüp toprağa karıştığımda arkamda bir isim, bir yapıt bırakmaya çalışıyorum. Yoksa dünya hayatındaki şu kısacık, hızlı hayatımızda başka ne amaçlayabiliriz ki? Arkamızda bir servet bırakmak mı? Bizi seven insanlar bırakmak mı? Öldüğümüzde daha fazla üzülecek kişi bırakmak mı? İsterse tüm kainat yaptığımın yanlış olduğunu söylesin, ben huzurla yaptıktan sonra ehemmiyeti var mı ne dediklerinin? Ya da ben huzurla yapmadıktan sonra herkes doğru yaptığımı söylesin, neye yarar ki?

Yaşamın sırrına bir adım daha yaklaşıyorum her gün, her gece. Hamdolsun ki mutluyum. Bundan iyisi can sağlığıdır, değil mi?

Dip Not: Bu seferki fotoğraf ne deviantart’tan ne photobucket ne de başka bir fotoğraf sitesinden. İlk defa bir yazıma kendi çektiğim fotoğrafı, yazı fotoğrafı olarak ekliyorum. Umarım fotoğrafçılığımda bir ilerleme vardır. :)

Etiketler: , , , ,

Bu yazıyı paylaşın