Manevi Evlat ProjesiEvet, seyahatlerimiz dur durak bilmeden devam ediyor efendim. Bugün de Cabi ile birlikte üniversitemizde faaliyet gösteren TDP (Toplumsal Duyarlılık Projesi) kapsamında, MEP grubu ile birlikte Ümitköy Huzurevi’ni ziyarete gittik. Aslında ben TDP üyesi değilim, Cabi üye. Onun oldukça yoğun olan ısrarları sonucu sabah erkenden kalkıp yola düştük. İyi ki gitmişim dedim, iyi ki kalkmışım sabah erkenden.

Ümitköy’ü bileniniz var mıdır bilmiyorum, gerçekten dört dörtlük bir yer. Caddeleri sokaklarıyla sanki bir ütopya şehri. Evler 2 katlı, bahçeli, yollar deseniz yepyeni. Giderek büyüyor Ümitköy, halbuki bundan 15 sene önce neredeyse hiçbir yerleşim yokmuş. İşte Ümitköy Huzurevi böylesine güzel bir mekana bakan manzarası ile gerçekten güzel ve nadide bir yerde bulunuyor. İçerdeki insanlar ise hepsinden daha güzel, tabiri caizse pırlanta gibi.

Biz Cabi ile genel olarak Nazım Dede adında biriyle sohbet ettik. Adliye Bakanlığı’nda teknisyen olarak çalışmış yıllar boyunca. Ankara’ya 1945 yılında gelmiş çalışmak için, o zamandan beri Ankara’daymış. Aslen Bayburt’lu olmasına karşın “Ankara memleket oldu.” diyor. Son 15 yıldır gidemiyormuş zaten Bayburt’a. Kardeşi oradaymış, arada bir telefonla haberleşiyorlarmış. Herşeye rağmen yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadı Nazım Dede’nin. Huzurevi’nin tüm meselelerini çözmüş bir filozofu andıran bir duruşu var. Orada gördüğümüz tüm dedelerimiz hakkında bilgisi var. Bize kimin ne kadar sigara içtiğini, kaç yıldır burada olduğunu, neyi ile meşhur olduğuna dair birçok şey anlattı. Yaptığımız esprilere güldü, biz de onun yaptığı esprilerle gülümsedik. Hayata dair bulunmaz şeyler de anlattı. “1-2 çocuktan fazla yapmayın sakın!” dedi. Onun da 2 çocuğu varmış. “Derslerinize gayret edin, okuyun.” dedi. Şeker gibi biri gerçekten Nazım Dede.

İnsan düşününce üzülmüyor değil yine de. “Buraya geleceğimizi o zamanlar hiç düşünemezdik.” deyince Nazım Dede, insan bir garip oluyor. Bize de öyle geliyor ya şimdi. “İstanbul Ankara gibi yerlerde gidiyor yaşlılar Huzurevi’ne” diyor Nazım Dede. Dediğine göre Bayburt’ta böyle bir şey olsa ayıpla karşılarlarmış. Orada olsak gidemezdik diyor. Öyle ya, insanın elinden hayatın ipleri bir gün kayıp gidiyor. Bir bakıyorsunuz yıllar geçmiş. Şu an bile hayatımın (en uzun ihtimalle) 4′te birini tamamlamışım ben de. Ne de çabuk geçmiş yıllar. Sonra biz de yaşlanacağız, sonra da başımızı toprağa koyacağız. Öyle çok uzun bir zaman gibi görünüyor ama Erkin Koray’ın dediği gibi “Öyle bir geçer zaman ki..”

Elimizdeki nimetleri görebilmek lazım, şükrünü eda edebilmek lazım. Aynı geçen iki günün üzerinden canım sıkılıyor diye çok utandım şimdi. Madem zaman çok kıymetli, madem dünyaya bir kere gelme hakkımız var, madem bu dünya bir sınav ve madem güzelliklerle dolu yaşanabilecek bir hayatımız var.. O halde en iyisini yapalım di mi?

Hayatınız boyunca tüm güzelliklerin sizinle olmasını diliyorum. Şu fani dünyada bir iz de biz bırakabiliyorsak ne mutlu bize…

# Resim buradan alınmıştır.

Etiketler: , , , , , , ,