sertalp bilal - hakikatul kalb

Bir insanı gerçekten tanımak mümkün müdür? İsmini, cismini öğrenmek size o insan hakkında ne kadar ipucu verir? O insanla yıllar geçirmek peki, kalbindeki gerçeği görmenize yeter mi? Onun en mutlu, en kederli anlarına şahit olmadıkça “onu tanırım, tanıdım” diyebilir misiniz hakkıyla? Aynı şekilde sadece cemaline bakmak, size ne anlatabilir ki o insan hakkında?

Bir insanı gerçekten bilmek, onun sırrına erişmek mümkündür. Fakat bunu yapabilmek için çoğunlukla çok uzun seneler gerekir. Tanıdığımızı sandığımız insanların aslında nasıl olduğunu ne gözle, ne de sözle anlarız. Onun herhangi bir konuda ne tepki vereceğini bilmek yetmez. İçinde ne fırtınalar koptuğunu, nasıl ürktüğünü, nasıl yalnız olduğunu bildiğin zaman tanırsın karşındakini.

İnsanın cismi, kişiliği hakkında ipucu verir. Ama bu, kullanmayı bilmeyen için sadece önyargı duvarı örmeye yardım eder, o kadar. Her nasıl ustasının elinde olmayan kesici bir alet kullanana zarar verir, aynen öyle. Yeterince hayat tecrübeniz yoksa, bir insanı bir bakışta çözemezsiniz, sadece çözdüğünüzü zannedersiniz.

Sadece iki kuru sohbetle derin bir dostluk kurulamaz. Aynı şekilde, arada birşey paylaşılmadıkça insanın değeri ölçülemez. Güç elindeyken nasıl davrandığını görmeden birine “iyi” diyemezsiniz. Acizliğini görmeden “olgun” diyemezsiniz. İçten içe kendini nasıl yediğini, acılar karşısında yatağında, yüzüne kadar yorgan çekip yattığını gördüğünüzde tanıma şansınız olabilir. Onu tanıdığınız kişilere de benzetemezsiniz, zira her insan bir hazinedir. Ona bir şans vermeden nasıl biri, hayatınızda olmasını isteyeceğiniz biri mi anlayamazsınız.

Ve insanlara önyargıyla yaklaşmak, hayatta bir insana yapabileceğiniz en büyük yanlıştır. Ancak, her insanın içinde binbir renk taşıdığını bilmeyen sineler buna cüret edebilir. Daha tanışmadan, bir söze, bir bakışa önyargı dolu anlamlar yüklemek bakanın kalbinin karanlığından gelmektedir.

Bazı insanlar kendilerini ifade edemezler. Konuşmakta usta değillerdir.  Yüreğindekileri söze dökemezler, insanlardan anlayış beklerler. İnsanların neden kendilerine uzak durduğuna anlam veremezler.

Kalbin hakikatını görmez çünkü insanlar. O kişinin içindeki aşkın büyüklüğünü, arkadaşlığının ne kadar sağlam olduğunu, hayata nasıl bağlı olduğunu, yardımseverliğini, hoşgörüsünü… aynı şekilde insanın karanlık taraflarını, içindeki acımasızlığı, vurdumduymazlığı, bencilliği…

Kolayımıza gidiyor insanları kategorilere yerleştirmek. Şu cimri, şu bencil, şu tipsiz, şu duygusuz, şu egoist, şu unutkan, şu dağınık, şu paspal, şu perişan, şu aşağı, şu basit, şu taklit, şu kafasız, şu işe yaramaz, şu serseri, şu güvenilmez. Her sıfat için aklınıza az çok biri geliyor mu? Nolur, yapmayın. İnsan olmanın hatrı için, karşınızdakini az da olsa tanımaya çalışın.

Bu yazı da, aslında kimsenin onu tanıyamadığını düşünenler için benden bir hediye olsun. Satır aralarında kendinizi bulabildiyseniz, ne mutlu bana. Eğer önyargıyla yaklaşansanız, bir şans verin. Önyargıyla yaklaşılansanız, artık biliyorsunuz ki, hata sizin değil..

Sağlıcakla…

Bu yazıyı paylaşın