Geçen gün bir arkadaşımın dil dersine giren bir hocanın öyküsünü dinledim. Hani bizim sadece filmlerde olur diye düşündüğümüz cinsten bir öykü bu. Babasını küçük yaşta kaybetmesi, karısından boşanması, şimdi yapayalnız oturması. Eve gittiğinde yalnızlıktan başkası karşılamıyor onu. Arkadaşım bile kötü olmuş dinlerken. İlk başta ne zor şey şu yalnızlık dedim ben de. Hakikaten zor sessiz bir evde tek başına oturmak. Hakikaten zor insanın hayat mücadelesi vermesi. Askeri okulda zorla okutulurken bir şekilde kaçması… Keşke dert olmasa demiştik, ya ben dedim ya da arkadaşım. Ama dert değil mi hayatlarımıza anlam katan? Dertler olmadığı zaman boş boş yaşandığını bilmiyor muyuz hepimiz? Belki büyük belki küçük ama dertler bizim hayatımıza birşey katıyor sanki. O yüzden birşeylere ulaşmaya çalışıyoruz. Okumak dertli olmasa, okumanın tadını anlayabilir miydik? Belki de daha çok düşünüp, daha çok şükretmek gerek… Belki…