Yaşamımız boyunca farklı evrelerden geçiyoruz. Doğuyoruz, öğreniyoruz, düşünüyoruz, sonuçlar çıkarıyoruz, yaşlanıyoruz ve nihayet vakti geldiğinde ölüyoruz. Tüm bu yaşam safhaları boyunca pek çok insanla tanışıyoruz, onlarla yaşıyoruz veya onlar için yaşıyoruz. Yaşam boyunca sorduğumuz sorulara cevaplar arıyoruz. Pek çok zaman yaşamın amacını düşünen insanların vardıkları noktalardan birisi; “başkaları için yaşamak”tır. Bir insanı dünyada mutlu eden olayların başında kendini birşeylere feda etmek olduğunu söyleyebiliriz. Meselesi doğru olsun ya da olmasın, insanın şu kısa ömrünü kendisi için değerli birşeyler için yaşaması tarif edilmez bir duygudur. Rousseau kitabında, insanın tecrübe edindikten sonra yaşlanmış olduğunu ve bu tecrübeleri kullanacak bir alanının kalmadığından bahsediyor. Demek ki insan sadece kendi için yaşayamaz, yaşamamalı. Egoist bir mantalite ile bir insan bir yere varabilir ama bunun bir değeri olmaz. İnsanlar ölümlü olduğu gibi dünya da ölümlüdür. Ne arkada bir eser bırakmak, ne çocuk yetiştirmektir hedef.

Benim gibi yolun başında olan biri için bu satırları yazmak gerçekten ilginç. Dünyada en başta değer verdiğimiz insanlar annemiz, babamız ve kardeş(ler)imizdir. Çünkü bu insanlar bizim üzerimizde emek sahibi olan, aramızda bilinen bağların bulunduğu insanlardır. (Genel olarak) her anne ve baba çocuğuna iyi bir gelecek hazırlamak ister. Bunun çok ötesinde olarak insan, diğer insanlara ihtiyaç duyar. İnsan tek başına yaşayamaz, bunu kabul ediyoruz. Buna ek olarak, insan sadece “arkadaşları” ile de yaşayamaz. Bundan yıllar önce, yanılmıyorsam ortaokulda iken bir yazıda okumuştum. Herkes arkadaş olabilir, yol arkadaşı, askerlik arkadaşı gibi. Ama güzel Türkçe’mizde tek hece ile boğazdan değil, yürekten söylenen, vurgulu bir kelime var: “Dost”. Dostluk iki tana hafif saydam kalp arasında atılan, bembeyaz bir köprünün giderek genişlemesi ve kalbi sarmasıdır. Arada hiçbir akrabalık bağı olmamasına rağmen, birbirlerini kardeşi gibi seven iki insanın arasındaki bu duygu, bana kalırsa şu fani dünyadaki en ihlâslı duygulardan biridir. Konuşmalar samimidir, sarılmalar samimidir. Dünyada insanın başına gelen her türlü dertte sıkıntıda, ailesinden sonra insanın arkasında yine dostu vardır. Dostluk, karşılıksızdır. Karşılık beklenmeye başlandığı anda bundan vazgeçilmelidir. Her beklenti köprüyü zedeler çünkü. Karşılıksız kurulan her dostluk, karşılığını alır çünkü. Çok samimi iki kalbin anlaşmasından daha öte bir anlaşma yapmak mümkün müdür?

Her ne kadar yollar farklı olsa da, yaşamın bir yerinde yolları kesişen iki insanın dost olması dünyada çok az şeye değişilebilinecek bir şeydir. Her zaman onun yanında olmaya sözsüz bir and içersiniz. Hayatınızı değiştirir o insan. Siz artık sadece kendiniz için yaşamazsınız. Onun sıkıntısını aynı oranda hisseder, sevinci aynı güzellikte yaşarsınız. Eğer bunları yapabiliyorsanız, o kişi asla bırakmayın. İnsan hayatı boyunca bir arayış içindedir dedik ya, bu arayışınızın sonunda elinizde kalan dostunuz olsun.

Bu yazıyı, kardeşim gibi sevdiğim, değerli dostum Hüseyin’e armağan ediyorum. Gözlerinden süzülen her damla yaşta olduğu gibi, gelecekte olacağına tam olarak inandığım güzelliklerde de yanındayım.

Etiketler: , , , , ,