Değerler Sistemi - 1
Denemeler 26 Ocak 2008, Cumartesi
Bir insan hayatı boyunca herşeye belli bir değer verir. Bunlar arasında vatan, bayrak, millet, din, arkadaşlık, sadakat, onur gibi kavramlar genelde ilk sıraları tutuyorlar. Bazı insanlar ise hiçbir değere bağlı kalmaksızın, sadece kendi çıkarını ve nefsini gözeterek yaşayabilir. Birkaç haftadır aklıma geliyor bu konu. Değerlere inanmak ve öyle yaşamak mı daha iyidir, yoksa değerleri kaldırıp çöpe atmak mı?
Sofistler, eski çağlarda şehir şehir dolaşarak relativist ve kuşkucu düşünceyi anlatmışlardır. Bu insanlar bildiğimiz herşeyden kuşku duymamız gerektiğinin altını çizmişlerdir. Buna benzer bir düşünceyi irrasyonel itaat noktasında düşünmüştüm. İrrasyonel itaat’in insanları bir koyundan farksız duruma soktuğunu, onları yönetilebilen bir sürü yaptığını düşünüyorum. Bu sürü, basit manipülasyon taktikleri ile çok daha tehlikeli bir grup haline gelebilir. Demokrasinin de ayakta kalması bu tür şeyler üzerinde oluyor. Bizim ülkemizde de bunun çok işe yaradığı açıkça görülebilir. Kararsız kesim her seçimde kendilerini kim daha fazla etkilemişse oyunu oraya veriyor.
Neyse konuyu dağıttık şimdi toplayalım. Bu sofistlere göre, kesin doğru diye bir şey yoktur ve “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” [R] Bize daha küçükken verilen vatan millet sevgisinin bile sorgulanması taraftarıdırlar. İnsanın kendine ait değerleri sorgulamaya başlaması öyle ya da böyle soğumasına yol açacaktır. Sorgulamadan yaşayan insan, kendi yerinde gayet mutlu olabilir, ancak düşünce kapısı bu mutluluğun sonunu getirir. Yani Septisizim (Şüphecilik) dogmatik mutluluğu azaltır ya da yok eder.
Değersiz yaşayan insanın nedense mutlu olabileceğine inanmıyorum. Sürekli bir arayış içinde olacaktır bu tür bir insan. Bence değerler insanın bir birey olmasında en önemli etkendir. Bulunduğumuz dünyada vatana ihanet büyük bir suç olarak görülüyor. Bu doğru ya da yanlış olabilir ama bence bu değere sahip olmak, bizim insan olduğumuzu gösterir. Vatanı, milleti, bayrağı ve dini sahiplenmek bizi temsil eder. Geçmişle irtibat kurabilmenin, onları anlamanın yegane temeli de budur. Bu aralar “Medine Müdafaası” adlı bir kitabı okuyorum. Ve görüyorum ki, daha üzerinden 100 yıl bile geçmemiş olmasına rağmen geçmişimizle çok kopukuz. Bu kopukluk, toplumumuzda (ne acıdır ki) geçmişe dil uzatmakla açığa çıkıyor. Ne olursa olsun, geçmiş bizim geçmişimizdir. Değerler de bizim değerlerimizdir. İngilizlerin yıllarca uyguladığı politikalar işe yaramış ve Türk Halkı birçok bilincini (özellikle din ile alakalı olanları) kaybetmiştir. Bunu böyle görüyor ve çok üzülüyorum. Giderek değerlerimizden uzaklaşıyor, kendimize yabancılaşıyoruz.
Toplumsal olarak bir yozlanma içindeyiz. Değerlerimizi hedef alan bu yozlanmayı durduramıyoruz. Bu yozlanmayı durduracak kimseler yok çünkü etrafımızda. İslam’ı en iyi yaşadığını zannettiklerimizin gıybetini yaparken, nasıl iyi bir müslüman olabiliriz ki? Bugün nasıl din bilincimizi yitirdiysek, ilerde bayrak, millet ve vatan sevgimizin de yitirilmeyeceğinin garantisini veremeyiz. Bu kafa ile gittiğimiz sürece, doğru yaşamayı başkalarında aradığımız sürece ve dönüp kendi içimize, kendi değerlerimize bakmadığımız sürece bu ülkenin gideceği yol aydınlık değildir. Siyasi emellerin çamurları bulaşmış değerlerimize sahip çıkalım. Üzerindeki çamurları temizleyelim, onları saf ve olduğu gibi alıp taşıyalım. Kimsenin bunları bir siyasi araç olarak kullanmasına izin vermeden, toplum olma bilincimizi de kaybetmeden sahip çıkalım. Zira gidişat, hiç de iyi değil.
Etiketler: bayrak, değer, din, dogmatizm, İslam, millet, septisizm, sofistler, tarih, toplum, Türkiye, vatan


26 Ocak 2008 Saat:11:49
doğru söylüyosun abicim ülkemizde demokratik konularda epey gelişme var ama sorunlar da var ablalarımız,bacılarımız okuyamamakta böyle sorunları çözmek için, değerlerimize sahip çıkmak için ,siyasi bir kişiliğe bürüne biliyoruz bu zamanda böyle olması gerekiyor.bazı sorunlar kalkarsa insanlarımız bu çamurdan temizlenir. insanlar anlatmak istediğini söylemediği zaman hep baskı içinde kalabiliyor.haa değer konusundada gerideyiz. ama ” Ümitvar ” olmak gerekiyor dimi ?
26 Ocak 2008 Saat:17:41
Sorulama ve Şüphecilik:
Bu konuda ben de bir şeyler yazmayı ve yayımlamayı düşünüyordum… Ama yazmadan önce hadi bir alıştırma yapayım.
Ben; sorgulama ve şüpheciliği, yıkmak, yok etmek olarak değerlendirmiyorum… Her şeyi sorgulamak ve her şeyden şüphe duymak evet… Ama sorguladığuımız ve içeriğinden şüphe ettiğimiz şeye yine bağlı kalarak yapabiliriz sorgulamayı. Örneğin; vatanımı, milletimi yıkmak, yıpratmak amacı gütmeden, bu vatanın ve milletin yontulması, değişmesi gereken, eskimiş yönlerini sorgular ve var olan değerlerine karşı şüpheci yaklaşarak, tozlanmış alanlarını gün ışıığına çıkartıp bu bayrağın daha kuvvetli bir şekilde göklerde dalgalanmasını sağlayabilirim….
Ama sorgulamak, şüphecilik kafalarımızda hep yıkıcı, yıpratıcı yönleri ile çağrıştığı için sorgulamaya da sorgulayana da uzak duruyoruz…
Sofistler her şeyden şüphe duymak gerektiğini söylerlerken haklıydılar bence… Her şey hızla değişirken, her toplumda doğrular farklı farklı iken nasıl güvenebilirim ben “şey” lerin doğruluğuna.. Bu yüzden sorgulama ve şüphe süreçlerinden geçirerek değerlerimi(zi), daha ileriye taşımalıyız… Tabir yerindeyse üzerindeki tozları silkmeli ve çağa uyarlamalıyız. Değerlerimizi yine korumalı ama bu koruma “olduğu gibi koruma” şeklinde olmamalı.
26 Ocak 2008 Saat:18:47
Bence sofistler gibi sorgulama yaparsak biz de değerleri sonunda reddederiz gibime geliyor Nihat Abi. Bİzim bu dönem Fikirler, Kültürler ve Medeniyetler dersinde gördüğümüz bir örnek olan Alcibiades’te bunun tezahürünü görmek mümkün.
Sorgulamak elbette olmalı ama her şeyi sonuna kadar sorgulamak toplumun çoğunluğu için iyi bir şey değil. İnsan hiçbir şeyi sorgulamadan kabul etmemeli ama sorgulamanın bir sınırı olduğunu (ya da olması gerektiğini) düşünüyorum. Değerlerimizi çağa uydurmakta ise gerçekten başarısızız sanırım.