Blog Action Day

İnsanlık tarihinde, en problemli dönemler hiç şüphesiz ki 20 ve 21.yüzyıllardır. Dünya Savaşı, AIDS, SARS, terör ve yoksulluk bu dönemlerde olmuş, ve en yüksek seviyelerini yaşamıştır. Resmi karartmak istemem, ama hepimizin bildiği gibi uyuşturucunun liselere indiği, neredeyse her gencin sigara kullandığı, AIDS’in biz farkında olmasak da yayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Daha dün Rusya, Gürcistan’da binlerce insanı öldürüyordu. Daha dün Aktütün baskınında gençlerimizi şehit verdik. Daha dün Kuş Gribi’nden, sonra Kene’den deli gibi kaçıyorduk. Önceki yazılarımdan bir tanesinde “Leave The World Better Than You Found It” (Dünyayı, bulduğunuzdan daha iyi bırakın.) yazmıştım. Şimdi etrafıma baktığımda, bunun gerçekleşmesinin çok zor olduğunu görmek zor değil. Bazı gerçekler vardır ki, hepimiz farkında oluruz ama birşey yapmayız. İşte bugün size bu gerçeklerden birisi olan yoksulluk / yoksunluk hakkında birşeyler yazacağım.

Bundan birkaç ay öncesine kadar başkentimiz Ankara’da su kesintileri yapılıyordu hatırlarsınız. Herkes her yerde susuzluğun ne kadar kötü bir şey olduğundan dem vuruyor, önlem arıyordu. Şimdi tartışmalar kesildi. Zaten herşeyi hemen unutmaya alışkın bir toplum olduğumuzdan buna şaşırmamak lazım. Her geçen gün dünyanın giderek yok olmasına, insanların yaşam kalitelerinin düşmesine karşın, bir kısım insan gittikçe güçleniyor, para kazanıyor. Fakirler artık daha fakir, zenginler ise daha zengin. Bunu sadece ülkemizde düşünmeyin, global olarak bu böyle. Hatta ülkeler arasında ciddi farklar var. Her tarafta bunu önlemek için birçok yardım kuruluşları olmasına karşın, dünyada hala bir seferberlik başlamış değil. Bugün “Blog Action Day” (Blog Hareket Günü diye çevirebiliriz) olması sebebiyle, dünyada yoksullukla mücadele edebilmek için muhtemel yolları sıralayalım. Bunlar; düşünce, yayma, bağış ve aksiyon şeklinde toplanabilir.

Düşünce; şu anda yaptığınız gibi, yoksulluğu ve yoksulları düşünmek. Onlar için ne yapılabilir (veya bu işi başkalarına bırakmadan “ben ne yapabilirim” demek daha güzel) diye düşünmek, her işte olduğu gibi bu işte de ilk adım. Düşünce olmadan, insanları ikna etmeden başlayan, samimi olmayan hiçbir hayır işinin başarıya ulaşamadığını düşünürsek, bu konunun önemi daha iyi kavranacaktır. Hepimizin bildiği oruç ibadetinin bir gayesi de insanları açlık konusunda düşündürebilmektir. Düşünmek, fakir insanlara hissettiğimiz acıma hissini ve soğukluğu giderecek yegane kapıdır. Fakirlik üzerine düşünce de açlık, yoksunluk ve gelecek altında incelenebilinir. Açlık, fakirliğin en ağır sonucudur. Aç bir insan, kendine ve topluma faydalı olmayı istese bile, bunu ancak bir ölçüde gerçekleştirebilir. Dahası, hepimiz biliriz ki, açlık en büyük imtihandır. İnsanın nefsini terbiye edebilecek kadar ağır bir meseledir. Hangimiz 10 saatten fazla aç kaldık ki? Dünyanın bazı yerlerinde insanlar GÜNLERCE aç kalıyorlar. Hangimizin aklında değil, akbabanın yanında fotoğrafı çekilen küçük çocuğun hali. “Allah kimseyi aç bırakmasın” cümlesi, o açlığın bir küçük kısmını tatmış insanların söyledikleri değil mi sadece? Yoksunluk ise meselenin diğer boyutu. Hayatta sürekli birşeyler istemeye alışmış kapitalizm içinde büyüyen insanlar olarak, elinizdeki herşeyi yitirdiğinizi düşünün (maddi olarak). Bilgisayarınızı, evinizi, arabanızı, telefonunuzu, elbiselerinizi, kısaca aklınıza gelebilecek her şeyi. İstanbul depreminde bunların bir kısmını yaşayanımız oldu. (Allah bir daha yaşatmasın). Şimdi düşününce, daha kötü gelmiyor mu yoksul insanların hali. En önemlisi de işin gelecekteki boyutu. Açlık sınırı düşüyor, fakir insan sayısı günden güne artıyor. Müdahale edilmezse daha da kötü olabileceğini görebiliyor musunuz?

Yayma; bu düşüncelerinizi (şimdi benim yaptığım gibi) diğer insanlara aktarmaya çalışmaktır. Biz blogcular olarak, Blog Action Day çerçevesinde, insanlara da bunları düşündürmeyi istiyoruz. Dünyada 9.957 site, şu anda tahminlere göre 10 milyon 886 bin 351 kişiye ulaştı bile. Siz de yapabildiğiniz kadar (spam maillerle değil) sitenizden veya konuşarak insanlara bu düşünceleri aktarabilirsiniz. Konuştuğunuz 10 kişiden sadece 1 tanesi, 1 dolar bağış yapsa, inanın bu büyük bir yardımdır.

Bağış; durumunuza göre, isteğinize göre yapılabilinir. Dünyada fakirlere yardım amaçlı bir çok şirket, dernek var. İsterseniz yerel bağış kurumlarına, isterseniz uluslararası yardım kurumlarına, her zaman dediğimiz gibi yapacağınız küçük bağışlar, birleşip büyük bağışlara dönüşecektir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, istendiği zaman insanlar müthiş para toplayabiliyorlar. En son verdiğiniz yardımı düşünün, en son sahiplendiğiniz yardımı düşünün. İkisi arasında müthiş bir fark var. Sizden sadece yardım yapmanızı değil, bu bağış işini sahiplenmenizi bekliyoruz. Daha doğrusu insanları tetikleyecek lokomotif insanlara ihtiyaç var. Bağış, ancak böyle katlanıyor, hakkıyla böyle yapılıyor.

Aksiyon; işin son ve en zor kısmı. Evini bir fakire açmak, onlarla yüzyüze gelmek, dertlerini dinlemek herkesin yapabileceği çapta bir iş değil. Ama yukarıda anlattıklarımızın son noktası da için aksiyon kısmı. Bu noktada insanlarla maddi olarak görüşen, onların ellerini tutan, onlara kapılar açan insanları sadece alkışlamak geliyor benim elimden. Bu tip insanlar az ve inanın çok büyük iş yapıyorlar.

“Bir insan ne yapabilir ki?” cümlesi, artık sizin için geride kalmıştır umarım. Harekete geçin, düşünün, düşüncelerinizi paylaşın, daha iyi bir dünya için ilk adımları beraber atalım. İngilizcesi iyi olan arkadaşlar Blog Action Day sitesinde, konuyla alakalı buradakinden çok daha güzel binlerce yazı bulacaklar.

Hepinize güzel bir gün diliyorum. Umarım sizin için de değişim bugünden başlar. Şimdi sizi “The Girl Effect” adlı sitenin yaptığı kısa bir (ingilizce) sunumla başbaşa bırakıyorum. Umulur ki, güzel dersler alabiliriz :)

Not: Video açılmıyorsa buradan ulaşabilirsiniz.


Etiketler: , , , ,