Beni Kategorize Etme!
Denemeler 25 Eylül 2009, Cuma
Hayatımızda yer alan insanlar bizi bir şekilde tanımaya çalışıyor, biz de onları tanımaya çalışıyoruz. Ama bunu yaparken çoğumuz, karşımızdakini sınıflandırıyoruz, kendimizi de başkalarına sınıflandırtıyoruz. Yani daha basit söylemiyle “etiketleşiyoruz”. Dünkü sosyoloji dersimizde bahsetti Jale Gürzumar hocamız, ben de birşeyler ekleyeyim kendimden, durumu anlatayım.
Efendim, mesela karşınızda sevdiğiniz biri var. Ona diyorsunuz ki “senin güzel yemek yapman hoşuma gidiyor”. Karşınızdaki, bu söyleminiz gerçek olmasa bile, sizin sevginize layık olabilmek için kendini iyi yemek yaptığına inandırıyor, ve hayatı bu yüzden zindan oluyor. İlkokuldaki çocuklara “çok çalışkan” veya “çok tembel” dediğimizde de bunu gözlemliyoruz. İki tip öğrenci de üzerine yapışan etikete göre yaşamaya başlıyor.
Bunu bazen kendimize yapıyoruz. Diyoruz ki “ben çok eli açık biriyim”. Sonra bunun esiri oluyoruz. Bu konuda daha birçok örnek verilebilir sanırım.
İnsanın kendini kategorize ettirmemesi lazım. Ne güzel demiş Sezen Aksu;
beni kategorize etme, benle oynama
yaftayı yapıştırıp bana isim koyma
karikatürleştirme beni, ilahlaştırma
tabulaştırma sakın, tapulaştırma
Halbuki biz sevdiğimiz insanları habire deşifre etmeye çalışıyor, bunu onlara söylüyor ve onları zincire vuruyoruz. “Ne başkasını etiketleyin, ne de kendinizi etiketlendirin. Bu sayede gerçek olduğunuz kişi gibi olabilirsiniz” dedi hocamız, ki bence de çok doğru. İnsana hayat boyu bir kısıtlama getiriyor çünkü.
Annelerimiz de yapar bazen. Bi an gelir, sevdiğimiz birşeyi yemeyiz, hemen “o yemeği sevmiyorsun” oluruz. Başka zaman yediğimiz zaman garipserler. Halbuki insan rahat, esnek olmalı hayatta. Bugün yerim, yarın canım istemez. Bugün cimriyimdir, yarın eli açığımdır. Şimdi yardımseverimdir, ertesi gün duyarsızımdır. Ne diye birbirimizi boğuyoruz ki yani? Göreceksiniz ki böyle yaşamak insana daha çok keyif veriyor.
İnsan hareketleri kompleks ve tahmin edilemezdir. Unutmamak lazım.
Dip Not: Yine benden bir fotoğraf… Büyük hali de mevcut.
Etiketler: ben napıyorum ya, etiketleme beni etiketlerim seni, hem etiketlemeyin diyorum hem etiket ekliyorum


25 Eylül 2009 Saat:23:43
Tam bu konu üzerinde birkaç aydır [durmadan değil tabi, ara ara
] düşünüyorum. Toparlanmış bir yazı halinde bulmama çok sevindim. Ama bu etiketlerimiz olmasa arkadaşlar arasında edilecek muhabbet kalmaz gibi. Etiketler de hayatın tuzu biberi bence.
27 Eylül 2009 Saat:17:10
yani şimdi biz insanları topluca ”yanardöner” olarak etiketliyoz öyle mi
Yok illa etiketlemek istiyo canım…
Şaka bir tarafa yazınızı okuyunca ”aaa sahiden de öyle!-Doğru yaa!”vb. gibi mırıltılarla eşlik ettim
28 Eylül 2009 Saat:22:50
Ya bak bu “hani bunu seviyordun” olayına katılıyorum.. Birşey yaparsın veya dersin insanlar seni öyle kabul etmeye başlarlar.. Halbuki durumlar öyle yapmanı gerektirmiş olabilir.. Hemen kişi hakkında bir etiket yapıştırılıveriyor..
Hoş etiket konusu biraz da önyargı ile ilgili aslında…
28 Eylül 2009 Saat:23:44
Bazı insanlar kategorisini bilemez bunuda belirtmez.İnsanlar arasında çok fark vardır .Çok şey bilsede paylaşmaz kategorisini bilemez.Kendini tanıyamaz bence .
28 Eylül 2009 Saat:23:49
Bu olay başıma sıkça geliyor. Annem her fırsatta ” ersin her yemeği yer ” diyor. Halbuki her yemeği yer miyim bilmiyorum. Aklıma gelmeyen onca yemek çeşidi varken…
Başlar bana döndüğünde usulca ” evet ” diyorum ve konu kapanıyor. Artık ben her türlü yemeği yiyorum.
29 Eylül 2009 Saat:03:24
Benim en rahatsız olduğum nokta insanların size sıfat yakıştırırken yakıştırdıkları sıfatın ne olduğunu bilmemesi. Misal liberal bir şeyden bahsediyorsunuz adam size kominist diyor ya da demokrasi diyorsunuz adam size faşist diyor. Kimisi kelimenin ne anlamana geldiğini bilmeden kullanıyor bu bence okumamakla alakalı bir durum. Bir insan okuduğunu anlamıyor ya da söylediği sözün anlamını bilmiyorsa sorunludur, bol bol kitap okumalıdır.
29 Eylül 2009 Saat:14:21
yazdığın son paragrafta belli oldu niye bu yazıyı kaleme aldığın