Ay Işığı
Denemeler 15 Temmuz 2008, Salı
Camdan dışarı bakıyorum. Dirseklerimi biraz pürüzlü pencere pervazına koymuş şehre bakıyorum. Bir göl var kaldığımız yerin karşısında. Ve dolunaya yaklaşık bir ay. Gölün durgun yüzeyini aydınlatan ay ışığı. Güneş olmadığından, ışığa hasret gözlerimizi teselli eden ay ışığı. Ben pencereden bakarken perde uçuşmaya başlıyor. Bir kenarını dışarıda savuruyor. İçimde sanki perde dışarı gidecekmiş gibi bir korku var. Sonra tamamen pencereden dışarı dalgalanmaya başlıyor bembeyaz perde. O kadar emin ki düşmeyeceğinden. Benim gibi değil. Kendim olarak kalmakla, dünyaya ayak uydurmak arasında kalıp, korkan ben gibi değil. Sonra ben de alışıyorum perdeye.
Uzakta bir ağaç, hafif hafif sallanırken, arkasındaki ışığın yanıp yanıp sönmesini sağlıyor gözümde. Sol çaprazda bir aracın yavaş yavaş gittiğini görüyorum, arkasındaki kırmızı ışıkları giderek kaybolurken. Dirseklerim acıyor, doğruluyorum. Hava temiz gibi, çok hafif de rüzgar var içeri doğru.
Kendimle başbaşa kalmayı ne kadar özlemişim meğer. Ne kadar özlemişim kendimi. Gülümsüyorum, yaşamın ne büyük bir nimet olduğunun hakkını veriyorum. Aklımdaki öykü yazma isteğini kamçılarcasına detay düşünüyorum. Sokak lambasının loş ışığı altında “penaltı oğlum penaltı ya” diyen çocuğu düşlüyorum… Olmaz diyorum, sonra vazgeçiyorum bir öykü yazmaktan. Zor geliyor şimdi insanlara kendimi anlatmak kurduğum saklı, kapalı cümlelerden.Oturup bilgisayarımı açıyorum. Masaüstünde yanakları tombul mu tombul sincapım karşılıyor beni. Sahi, ona da isim mi versem acaba? Sonra “boşver” diyorum içimden. İnsanları dar kalıplar içinde düşünen ben’in yapacağı en kötü şey bu diyorum. Daha 2 ay öncesinde her insanın değerli olduğunu düşünüyordum. Bir ay önce insanların benden değerli olduğunu düşünüyordum, onları inceliyordum. Yaşamaya yeni başlamışım gibi sanki. Etrafa bakıp, “nasıl doğru hareket edeceğimi” (!) öğreniyordum. Şimdi ise, bu ay ışığında kendimle başbaşa kaldıktan sonra “kendimi unuttuğumu” farkediyorum. Kendimden birşeyler vermeden yaşamaya gayret etme çabamın, bana kendimden birşeyler vermeye zorlayan şey olduğunu farkediyorum. Karışık cümleler, karışık düşünceler kuruyor, “boşver yaa” diyorum. Yeniden kitap okumaya başladım bugün. Amin Maalouf’un Semerkand’ını okumaya başladım. Belki de ondan geliyor bu yazma isteğim. Şöyle serin serin rüzgar eserken ben tadını çıkartıp kitap okuyayım biraz daha. Hadi hoşçakalın.


15 Temmuz 2008 Saat:17:55
Kendimizi unutalı o kadar uzun zaman oldu ki aslında..
hani bizim küçükken küçük hayallerimiz vardı,hani umutlarımız,isteklerimiz vardı…
Kendimizi unutalı öyle uzun zaman oldu ki..
Öyle uzun zaman olduki bir çok şeyden vaz geçeli…
16 Temmuz 2008 Saat:02:14
merhabalar bilalcim.
uzun bi aradan sonra tekrar bi şeyler yazmış olman sevindirici. hele böyle güzel ve tatlı, ayrıca bi çırpıda zevkle okunan bi deneme olunca, daha bi hoş olmuş
inan, bu dünyada insanın kendisinden daha fazla değerli olan bi şey yok. herşey kişinin değeri ölçüsünde değer kazanıyor. kişi kendine ne kadar değer verirse, çevresindeki insanlar anca o kadar değerli olabiliyor.
kendimi seviyorum, çevremdekileri de bi o kadar sevebiliyorum. ben yaşayamıyorsam eğer, hiç bir şey benden daha iyi yaşayamıyor bu dünyada. yaşasa ne yazar, bana ne, ben yaşamadıktan sonra.
öyle işte. karışık duygular. karmaşık cümlelerle anca bu kadar anlatıyor
–
stajında kolaylıklar diliyorum.
18 Temmuz 2008 Saat:17:08
SERTALP BİLAL
Sobe..
22 Temmuz 2008 Saat:13:09
merhaba sitenizle lınk almak ıstıyorum sızın gıbı degerlı sıte yonetıcılerıyle ılgılenmek ve pagerank yukseltmek ıcın el ele vermek ıstıyoruz
24 Temmuz 2008 Saat:00:34
heeh nihayet yeni yazı koyulmuş.. yaz geldi herşey yavaşladı..
giresi bile gelmiyor ki insanın bi de yazsın
ooh ohh ne güzel oku oku. ben bitirdim .. hala o havayı hissedebiliyorum ..
kolay gelsin iyi gidiyordur umarım staj:)
26 Temmuz 2008 Saat:16:53
off o ortamda bende olmak isterdim
31 Temmuz 2008 Saat:04:10
Biraz biz suçluyuz aslında bu konuda, biraz da zaman.. O kadar çok çabuk geçiyor ki zaman ve o kadar çok uğraşmak zorunda bırakıyor ki angarya işlerle.. Angarya olmasa bile kendimize vakit ayıramayacak kadar yoruyor bizi. “Günümüz şartları işte ne dersin” cümlesi ne kadar doğru olsa da kendimize dönüp “hayır, sen beni bu hâle getirdin; sen beni kendinden bu kadar uzaklaştırdın” diyemiyoruz. Demek istemiyoruz, çünkü böylesi daha kolay, daha az düşünceye sevk eder bizi. Düşünce tembeli olduk.. Duygu tembeli olmamak dileğiyle, bu güzel yazı için teşekkürler